Dünyevi İşlerden Önce Dini Değerler
Almanya Calsa Salana Lacna Hitabı – 05 Eylül 2026
Teşehhüd, Teavvüz, Besmele ve Fatiha Suresi’nin okunmasından sonra Hazret Emirü’l-Müminin, şöyle buyurdu:
Bugün Calsa Salana’ya katılmak üzere burada toplanmış bulunuyorsunuz. Allah-u Teâlâ’nın Cemaat üzerindeki çok büyük bir lütfudur ki, Cemaat’in kadınlarında şu idraki var etmiş ve onlara sürekli olarak din ilmini öğrenmeye yönelmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır; öyle ki hem kendileri hem de nesilleri Allah-u Teâlâ’nın lütuflarına erişebilsin. Dünyanın eğlenceye, oyuna ve boş işlere haddinden fazla battığı ve Allah-u Teâlâ’yı unuttuğu bu çağda, dini dünyadan üstün tutma sözümüz üzere yürümeye gayret edelim.
Ancak bu çağda şu hakikat de inkâr edilemez; bugün şeytanın ve deccalın her taraftan gelen saldırıları ve cazip teklifleri Ahmedi toplumunu da az çok etkilemiştir ve bazı Ahmedi kadınlar da bunun dışında değildir. Özellikle bu ülkelerde yaşarken, gelişme ve eğitim adı altında şeytan insanları çok fazla etkilemeye çalışmaktadır. İslam yüksek eğitim almayı engellemez, aksine bunu tavsiye eder. İslam gelişmeyi ve Allah-u Teâlâ’nın nimetlerinden faydalanmayı engellemez, aksine buna dikkat çeker; fakat aynı zamanda “Üzerinize düşen sorumlulukları ve farzları da eda edin” der.
Tarihte Hazret-i Aişe (ra) ve ilk dönemlerde yaşamış, dini ve manevi durumları ile büyüklükleri yönünden çok ileride olan, aynı zamanda din ilmi ve anlayışıyla bezenmiş pek çok kadının zikredildiğini görüyoruz. Onların dikkati sadece namazlara ve ibadetlere yönelik değildi; ilim de tahsil ettiler ve onun idrakine vardılar. Hatta onların rivayetleri bugün dahi bazı fakihlere, hatta fıkıh alimlerinin çoğuna dini meseleleri çözmede yardımcı olmaktadır. Fakat bununla birlikte, kadının sorumluluğunun ne olduğunu, evlerinde ve toplumda üzerlerine düşen görevleri eda etmede nasıl bir rol oynamaları gerektiğini de gayet iyi biliyorlardı. Onlar sadece kendi haklarını almaktan bahsetmiyorlardı; başkalarının hakkını ödemek ve görevlerini eda etmekten de bahsediyorlardı. İşte bu yüzden bugün tarihte onların isimleri altın harflerle yazılmıştır. İslam tarihinde bu isimler son derece parlak altın harflerle yer almıştır.
Dolayısıyla bugün de Hazret-i Mesih-i Mev’ud’a (as) iman etmiş olan Ahmedi kadınlar, görevlerinin ne olduğunu ve bu görevleri nasıl eda edeceklerini göz önünde bulundurmalıdırlar. Evin ve toplumun iyiliği için, çocukları, aileleri ve toplum için kendi örneklerini nasıl sergileyeceklerdir? Şu husus üzerinde düşünmelidirler: Eğer bugün onlara göre göre ya da gerçekten erkekler sorumluluklarını doğru şekilde eda etmiyorlarsa, gelecek nesillerde yüksek karakterli ve dindar erkekler yetiştirmek onların elindedir. Yüksek karakterli ve dindar kadınlar yetiştirmelidirler ki, Hazret-i Mesih-i Mev’ud (as) ile yapılan biat sözünü yerine getirip güzel bir toplum inşa edebilsinler.
Bu gayeye ulaşmak için Hazret-i Mesih-i Mev’ud’un (as) bizden ne istediğine bakmamız gerekir. Bugün bu toplumda yaşarken ilerleme adı altında pek çok şey söyleniyor; fakat hakiki bir Ahmedi Müslüman olmak için her halükarda kendi rolümüzü oynamalıyız ve belirttiğim gibi, Hazret-i Mesih-i Mev’ud’un (as) bizden ne istediğini görmeliyiz. Çeşitli vesilelerle Kendileri Cemaat’e nasihatlerde bulunmuştur. Erkekler de kadınlar da bu hususları daima hatırlamalıdır. Bu da ancak verdiğimiz sözleri önümüzde tutup tekrar tekrar hatırlamakla mümkün olur; eğer bu yapılmazsa, o zaman Ahmedi olma gayemizin gerçekleşemeyeceğini unutmayın.
Hazret-i Mesih-i Mev’ud (as) dikkatimizi şu noktaya çekmiş ve bunu daima hatırlamamızı buyurmuştur: Benimle bağı olan ve amelleri düzgün olmayan kişileri Allah-u Teâlâ asla sevmez. Durumlarınızı düzeltmek için temel kural olarak şunu hatırlayın: Allah-u Teâlâ’yı zikretmek, O’na ibadetin hakkını eda etmek ve önceliklerinizi Allah-u Teâlâ’nın rızasına göre şekillendirmeye çalışmakla birlikte, şu hususu da daima göz önünde bulundurmalısınız ki; başkalarının hakkını eda etmek için, iyilik yapan her kimseye karşı iyilikle, hatta daha büyük bir iyilikle karşılık verilmelidir. Sadece teşekkür etmekle yetinilmemelidir. Yüce ahlak yalnızca iyilik yapana iyilik etmek değildir; kötülük yapanı da affetmek ve ona güzel muamelede bulunmaktır. Şöyle buyurmuştur: Bu standart yakalanmadığı sürece, içinizde bu Cemaat’in kurulma amacı olan, bu çağda Peygamber Efendimiz’in (sav) hizmetkârının Mesih-i Mev’ud suretinde gönderilme gayesi olan o hakiki ruh ve hal doğamaz.

Dolayısıyla daima hatırlanmalıdır ki; Allah-u Teâlâ’ya ibadet etmekle birlikte, kulların haklarını eda etmek için de var gücümüzle çalışmalı, toplumda huzuru sağlamak, kavga ve fesatları bitirmek için çaba göstermeliyiz. Evlerde küçük meselelerden tartışmalar çıkıyor; gelin-kaynana kavgaları, karı-koca kavgaları yaşanıyor. Birbirimizi affetmemiz gerektiği idrakini içimizde var etmediğimiz sürece, toplumumuz temiz bir toplum olarak adlandırılamaz ve İslami emirlere uygun yaşayan bir toplum sayılamaz.
Erkek olsun kadın olsun, Ahmediler barışın ve sulhun temelini atmaları gerektiğini daima hatırlamalıdır. Sulhun temeli ise önce kendi evimizden başlar. Bu gerçekleştiğinde gelecek nesiller de bundan ders alacak, içlerinde evlerinde ve çevrelerinde huzuru tesis edecek o ruh meydana gelecektir.
Yine Hz. Mesih-i Mev’ud (as) Cemaat’in karşılıklı uyum ve sevgi içinde yaşaması gerektiğini belirtmiştir. Buyurmuştur ki: Ben sadece iki mesele ile geldim; birincisi, daha önce de belirttiğim gibi Allah-u Teâlâ’nın tevhidini benimseyin, Allah’ı tek kabul edin ve O’nun hakkını eda edin. O’nun hakkını eda etmek ise O’na ibadet etmektir. İkincisi, aranızda sevgi ve merhamet gösterin; öyle bir örnek sergileyin ki başkaları için bir nişane, bir keramet olsun. Buyurmuştur ki: Sahabelerdeki inkılap nasıl gerçekleşti? Sahabelerde inkılap oluşturan ve onların güzel bir toplum kurmasını sağlayan işte bu tek husustu. Onlar Allah’a ibadet eder ve birbirlerinin haklarını eda ederlerdi.
Bunun için Hz. Mesih-i Mev’ud’un şu sözünü daima hatırlamak gerekir: İçinizden her bir kimse kendisi için istediğini kardeşi için, kız kardeşi için de istemedikçe benim Cemaat’imden değildir; benim onunla bir bağım yoktur. Bu çok uyarıcı, korkutucu ve üzerinde derin düşünülmesi gereken bir cümledir. Erkek olsun kadın olsun hepimiz üzerinde düşünmeliyiz ki; biat hedeflerini gerçekleştirmek ve biatın hakkını eda etmek için aramızda sevginin doğması şarttır. Şöyle buyurmuştur: Mehdi’nin geliş alametlerinden biri de kalplerden kin ve nefretin sökülüp atılmasıdır. Şimdi Mesih-i Mev’ud ve Mehdi-i Mev’ud’a iman ettiysek, birbirimize karşı kin ve nefreti kalbimizden söküp atmayı düşünmeliyiz. Kalplerimizden kin ve nefreti çıkardığımız zaman Mesih-i Mev’ud ve Mehdi-i Mev’ud’a inanmanın hakkını eda etmiş oluruz ve işte bunlar bizi hakiki Ahmedi kılacak hususlardır.
Yine şöyle buyurmuştur: Dünyayı asıl gayeniz yapmayın, dini gayeniz yapın. Dünya sizin için bir hizmetçi konumunda olmalıdır. Buyurmuştur ki: Ben tekrar tekrar söyleyeceğim ve fırsat buldukça belirteceğim; dünyayı asıl amacınız kılmayın, dünya hedefiniz olmamalıdır. Sizler bu ülkelere geldiniz ve Allah-u Teâlâ’nın lütfuyla O size genişlik ihsan etti; gerek Avrupa ülkelerinde gerekse diğer Batı ve gelişmiş ülkelerde. Her halükarda durumlarınız Pakistan’daki veya hicret edip geldiğiniz yerlerdeki durumlardan daha iyidir. Fakat eğer din asıl gayeniz değilse ve dini elde etmek amacınız olmayıp dünya amaç haline geldiyse, buraya gelmenin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü çoğunuz diğer ülkelerde, özellikle Pakistan’da dininizi özgürce yaşayamadığınız için geldiniz. Din uğruna bu hicret yapıldıysa, her meselede din öncelikli tutulmalıdır. Para pul geldi, durum düzeldi diye din unutulmamalıdır. Dini daima ön planda tutmalısınız, her bir Ahmedi’nin alameti budur.
Yine şöyle buyurmuştur: Sizinle Allah-u Teâlâ arasına bir perde olacak kadar mal ve mülk sevgisine, kapılmayın; ya da evlat sevgisine, sizinle Allah arasında perde oluşturacak kadar bağlanmayın. Evlat da bir imtihandır ve kadınlar bazen evlat uğruna bazı tartışmalara ve kavgalara karışmaktadır. Evlerde yaşanan kavgalarda, gelin-kaynana kavgalarında kadınların büyük payı vardır. Bu yüzden buyurmuştur ki: Allah-u Teâlâ’yı zikredin ve bir Ahmedi Müslüman olduktan sonra evlerde bu kavgaları bitirmeniz gerektiğini daima hatırlayın. Bunu yaptığınız zaman Hazret-i Mesih-i Mev’ud’a (as) biat ederek yüklendiğiniz sorumluluğun ve hakkın gereğini eda etmiş olursunuz.
Bu hususlar daima göz önünde bulundurulmalıdır. Buyurmuştur ki: Eğer bunu yapmazsanız, bu dünyanın her şey olduğunu sanmayın. Öldükten sonra Allah-u Teâlâ sorgu sual edecek ve yanlış amellerin cezasını verecektir. Bu yüzden bu dünyada hem kendiniz için hem de ahiret için iyilik ve hayır vesileleri hazırlayın.
Yine buyurmuştur ki: Din ilmini elde etmek, Allah-u Teâlâ’nın emirlerine uymak için Kur’an-ı Kerim ilmini öğrenmek de şarttır. Onu okuyun; bu sadece sizin ahlaki ve manevi durumunuzu düzeltmekle kalmayacak, tebliğ meydanında da size fayda sağlayacaktır. Bu gerçekleştiğinde bir kadın olarak tebliğ alanında bir Ahmedi Müslüman olmanın hakkını eda edebilirsiniz.
Bu hususlar daima hatırlanmalıdır. Kadın olunduğu için tebliğ alanında ihtiyaç bulunmadığı düşünülmemelidir. Kadınlar da tebliğ meydanında öne çıkmalıdır. Bugün dünyanın içinde bulunduğu şartlarda Allah-u Teâlâ ile bağ kurmaya ve O’nun mesajını ulaştırmaya daha fazla gayret edilmelidir ki dünya, kurtuluşun dünyevi şan ve şöhret için birbirinin boynunu vurmakta değil, Allah-u Teâlâ’ya yönelmekte olduğunu anlasın.
Hz. Mesih-i Mev’ud (as) çok açık bir şekilde şöyle buyurmuştur: Sadece biat etmekle Allah’ın razı olacağını sanmayın; bu sadece dış kabuktur, bunun özü ise içindedir. Öz ise İslam’ın hakiki öğretisine uymaktır. Kur’an-ı Kerim’i düzenli olarak okumadıkça, okuyup anlamaya çalışmadıkça bu hakiki öğretiye uyulamaz. Kur’an-ı Kerim’i okumak ve ona uymak sadece erkeklerin işi değildir. Erkeklerin ilk görevi kadınlara da öğretmektir; fakat Cemaat nizamı içinde Lajna nizamı da kurulmuşken, kadınların kendi teşkilatı ve Kur’an-ı Kerim öğretim nizamı mevcutken kadınlar da bu tarafa tam dikkat göstermeli ve gayret etmelidir.
Şimdi aranızda pek çok eğitimli kadın ve kız var; Kur’an okumayı öğrenmenin yanı sıra mealini de öğrensinler ve Allah-u Teâlâ’nın emirlerinin ne olduğunu görsünler. Lajna tarafından meal ve tecvid dersleri düzenlenmektedir; fakat amaç sadece öğretmek değildir, ona uymak niyetiyle okumak ve öğretmektir. Allah-u Teâlâ neleri emretmiş, nelerden menetmiştir; bunlara uyduklarında hakiki bir Müslüman ve hakiki bir Ahmedi Müslüman olarak adlandırılabilirler.
Kur’an-ı Kerim çok açık bir şekilde tesettürü, hayalı giyimi, başörtüsünü ve erkeklerle belirli bir mesafeyi korumayı emretmiştir. Bu hususlar bu toplumda yaşarken genelde göz ardı edilen ve gereken dikkatin verilmediği konulardır. Dolayısıyla sizin göreviniz Kur’an-ı Kerim’in emirlerine uymaktır. Bunu yaptığınızda güzel bir toplum kurabilir, erkeklerin de ıslahına vesile olabilir ve toplumda İslam’ın hakiki mesajını ulaştırabilirsiniz.

Aynı şekilde şunu da unutmayın ki; Hz. Mesih-i Mev’ud (as) erkek olsun kadın olsun her bir Ahmedi Müslüman’a hayatında Hz. Resulullah’ın (sav) örneğini sergilemesini buyurmuştur. Peygamber Efendimiz’in (sav) örneği neydi? Buyurmuştur ki: Peygamber Efendimiz (sav) amelleriyle, yaşamının ve ölümünün Allah-u Teâlâ için olduğunu göstermiştir.
Bugün dünyadaki Müslümanların hali nedir? Birine “Müslüman mısın?” diye sorulsa “Elhamdülillah Müslüman’ım” der, kelime-yi şehadet getirir. Eğer hakiki Müslüman ise, hakiki Müslüman’ın hayat gayesi Allah-u Teâlâ’nın yakınlığını kazanmak, O’na nasıl ulaşacağını ve O’nun hakiki bir kulu nasıl olacağını bulmaktır. Fakat bugünün Müslümanları ne durumdadır? Bir değerlendirme yapsak durum ortaya çıkar. Dünya için yaşayıp dünya için ölmek ön plandadır. Avrupa’ya gelince önceliklerimiz değişiyor; dünyevi şeylerin peşine düşülüyor ve “Allah dualarımızı neden duymuyor?” diye soruluyor. Daha önce İngiltere Calsasında da belirtmiştim: Eğer Allah duaları kabul etmiyorsa bunun sebebi nedir? Allah-u Teâlâ “Siz Benim sözlerimi dinleyin ki Ben de sizin dualarınızı duyayım” buyurmaktadır. Sadece kendi dediklerinizi diretip “Allah duamı duymuyor” demeyin. Evet, siz O’nun dediklerine uyun ve O’nu anın ki O da sizi ansın.
Buyurmuştur ki: Bu üzerinde çok düşünülmesi gereken bir husustur, yüzeysel bakmayın; Müslüman olmak kolay değildir. Hz. Resulullah’a (sav) itaati ve İslam’ın örneğini içinizde var etmedikçe mutmain olmayın. Sadece kabukta kalmayın; onun özünü, ruhunu aramaya çalışın. İslami emirlere uymaya çalışmadıkça ve Peygamber Efendimiz’in (sav) sünnetine uymaya gayret etmedikçe, onun hayatını tefekkür etmedikçe İslam’ın ruhuna ulaşılamaz.
Bugünlerde ben de Peygamber Efendimiz’in (sav) sireti üzerine hutbeler veriyorum. Onları da dikkatle dinlemeli, uymaya ve bu hususları benimsemeye gayret etmelisiniz. Kısacası Hz. Mesih-i Mev’ud (as) bize bu nasihati vermiştir ve bu çok önemli bir husustur; buna uyulmalıdır. Bu olmadan bir Ahmedi’nin hayatının hiçbir değeri yoktur. Hz. Mesih-i Mev’ud (as) İslam’ın durumu için büyük bir kaygı duyuyordu. Bir keresinde derin bir ah çekerek şöyle buyurmuştu: İslam’ın ne hale geldiğini size nasıl anlatsam! Bu zaman, fedakarlık yapmanız, dini öğrenmeniz ve dini yaymanız gereken bir zamandır.
Dolayısıyla durumlarımızı düzeltmedikçe, kadınlarımız, çocuklarımız, erkeklerimiz ve gençlerimiz durumlarımızı Allah-u Teâlâ’nın rızasına ve O’nun öğretisine göre şekillendirmeye çalışmadıkça hakiki Müslüman olduğumuzu iddia edemeyiz. Bu yüzden çok gayret göstermeye ve dikkat etmeye ihtiyaç vardır; bunun için de günümüz toplumundaki kötülüklerden sakınmak gerekir.
Şöyle buyurmuştur: Günümüzdeki kötü ortamlardan sakının, duaya sarılın ve içinizde İslam’ın hakikatini var edin. Bu ortamlar nelerdir? Bugün bakınız. O dönemde azdı, bugün neler görülüyor! Televizyon, internet, sosyal medya var; bunlarda pislikten, çirkinlikten ve yanlış yönlendirmelerden başka bir şey bulunmuyor. Dinden uzaklaşan ve kendilerini aydın sayan insanların ahlakını bunlar bozmuştur. Bu durum onların ahlaki değerlerinin seviyesini son derece aşağı çekmiştir.
Bu şartlar altında Ahmedi bir kadının, Ahmedi bir erkeğin ve Ahmedi bir gencin görevi öne çıkmak; sadece bu şeylerden korunmakla kalmayıp bunları çürütmek, reddetmek ve yok etmek için gayret göstermek, kendi örneğini sergilemektir. Yeni teknolojide, sosyal medyada nerede kötülük görseler orada iyiliği ve güzelliği tavsiye etmeye çalışmalıdırlar. Bu iş sadece kendi isteğiyle olamaz, bunun için de duaya ihtiyaç vardır. Buyurmuştur ki: Duaya sarılın ve duaya sarılarak İslam’ın hakiki örneğini, sahabelerin sergilediği ve inkılap getiren o örneği gösterin.
Eğer bir inkılap meydana getirilecekse bunun için fedakarlıklara ve dualara ihtiyaç vardır. Bu olmadığı sürece “Biz Ahmedi’yiz, Ahmedi Müslüman’ız ve ilerlemek için dünyayı peşimizden sürükleyeceğiz” demenin bir faydası yoktur. Bizimle dünya arasında bir fark yoksa dünya neden arkamızdan gelsin?
Bu yüzden kendi örneğimizi göstermemiz gerektiğini daima hatırlamalıyız. Buyurmuştur ki: Sizlerde değişim meydana getirmek için benim durumum öyle bir haldedir ki tahmin bile edemezsiniz. Nefsimde son derece yüksek bir coşku ve acı hissediyorum. Bu coşkunun sebebini bilmiyorum ama durdurulamayacak bir coşku olduğunda şüphe yoktur. Bu yüzden bunları bir vasiyet kabul ederek inanmanızı isterim ki: Benim zamanım geçecek, ben gideceğim; fakat benim var etmek için geldiğim o örneği sergilemezseniz sizler de amaçlarınızda başarılı olamazsınız.
Bakınız, Vadedilen Mesih’in duyduğu acı ne kadar büyüktür! Bunu anlamalı, inançlarımızı kavramaya çalışmalı ve amellerimizi düzeltmeye gayret etmeliyiz. Buyurmuştur ki: İmani durumları düzeltmek için dış görünüş beş vakit namazdır. Dikkatiniz beş vakit namaza yönelik olduğunda, çocuklarınızı –kız olsun erkek olsun– beş vakit namaza yönlendirdiğinizde ve eşlerinize de bunu hatırlattığınızda, o evde İslami öğretiye uygun yaşayan güzel bir toplum oluşacaktır. Allah-u Teâlâ’nın lütuflarını toplayan bir ev olacaktır; fakat namazların, sırtınızdan bir yük atar gibi değil, hakkı eda edilerek kılınması gerektiğini unutmayın.
Evlerde namazı yerleştirmek kadınların da sorumluluğudur. Bazı kadınlar “Biz erkeklere söyleyince tepki gösteriyorlar” diyorlar. Hikmetle söylemeye devam edin; çocuklarınıza söyleyin, çocuklarınız hakkında erkeklerinize “Bakın, siz yapmazsanız çocuklar da yapmaz; yapmadıklarında Allah’tan uzaklaşırlar ve Allah’tan uzaklaştıklarında da ‘Allah bize lütfetmedi, çocuklarımız bozuldu’ diye şikayet etmeyin” deyin. Pek çok insan “Allah dualarımızı kabul etmiyor, şu sıkıntılara düştük” diye mektup yazıyor. Eğer Allah’ın lütuflarını toplamak istiyorsak durumlarımızı değiştirmeliyiz. Ancak bu konuda başarılı olursak hakiki manada Ahmedi sayılırız. Böyle Ahmedileri meydana getirmek için bu çağda Allah-u Teâlâ Peygamber Efendimiz’in (sav) hizmetinde Hz. Mesih-i Mev’ud’u (as) göndermiştir.
Hz. Mesih-i Mev’ud (as) şöyle buyurmuştur: Takva sahibinde Allah’ın bir tecellisi vardır. Allah-u Teâlâ takva üzere yürüyenlerin üzerine Kendisi iner ve takva sahibi Allah-u Teâlâ’nın gölgesinde olur. Fakat şart takvanın samimi olmasıdır. İçinde şeytanın payı olan sözde iddialar takva değildir; şeytanın hiçbir payı olmamalıdır, çünkü Allah-u Teâlâ şirki sevmez. Her hususta Peygamber Efendimiz’in (sav) örnek olduğu gibi sizler de örneğinizi sergilemelisiniz.
Daha önce belirttiğim gibi, bugünlerde Peygamber Efendimiz’in (sav) siretinden ve bu çağda onun sadık hizmetkarının siretinden çeşitli vasıfları zikrediyorum. Peygamber Efendimiz’in (sav) örneği nasıldı ve bu çağda Hazret-i Mesih-i Mev’ud (as) bu örnekleri önümüze nasıl sundu? Bunlar üzerinde tefekkür edin, dinleyin ve uymaya çalışın.
Çünkü Hazret-i Mesih-i Mev’ud (as) açıkça şöyle buyurmaktadır: Cemaat’ime diyorum ki, sadece namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz ya da büyük günahlardan sakınıyoruz diyerek gururlanmayın. Hırsızlık yapmıyoruz, zina etmiyoruz demek yeterli değildir. Bu meziyetlerde diğer mezheplerden insanlar, hatta müşrikler bile sizinle ortaktır. Güzel ahlakı bazıları sergiler ama bugün medyada öyle programlar yayınlanıyor ki, insan izlediğinde fiilen olmasa bile zihnen ve ahlaken kötülüğe düşebiliyor. Sadece Ahmedi Müslümanlar değil, ahlaklı ve nezih insanlar da buna göz atıyor olabilir. Ancak, bunu yapanlar kendilerine zarar vermekte ve ahlaklarını bozmaktadırlar; bunun sonucunda toplum da bundan etkilenmektedir.
Hz. Mesih-i Mev’ud’un (as) Cemaati’ne katılarak sadece kendi haklarımızın ne olduğuna ya da imkanlardan nasıl faydalanacağımıza bakmamalıyız. Aksine, kendimizi zorluğa sokarak dahi olsa Allah-u Teâlâ’nın haklarını eda etmeye, ibadetinin hakkını vermeye, yaratılanların hakkını gözetmeye ve nesillerimizi ıslah etmeye çalışmalıyız.

Erkekler ve kadınlar olarak bu vasıfları içimizde var etmemiz gerektiğini düşündüğümüzde, ancak o zaman bu gelişmiş toplumda kimliğimizi tanıtabiliriz. Ancak o zaman dünyayı Allah-u Teâlâ’nın ayaklarına getireceğimiz iddiasında samimi olabiliriz. Ancak o zaman Hz. Mesih-i Mev’ud’a (as) biat ederek verdiğimiz sözü tuttuğumuzu söyleyebiliriz. Ancak o zaman kendimizin ve çocuklarımızın kimliğini hakiki bir Müslüman olarak tanıttığımızı ifade edebiliriz. Ancak o zaman Ahmedi kadınlar olarak Peygamber Efendimiz’in (sav) sancağını dünyada dalgalandırma gayretinde üzerimize düşen rolü oynadığımızı söyleyebiliriz. Bu sadece erkeklerin işi değildir, kadınların da görevidir.
Eğer bunlar yoksa, dünyaperestlerin peşinden gideceksek, sadece haklarımızı istemekten bahsedip görevlerimizi eda etmeye dikkat etmeyeceksek ve dünyanın ışıltısını amaç edineceksek, o zaman Ahmedi Müslüman olmamızın Allah katında hiçbir değeri ve önemi yoktur. Allah-u Teâlâ tüm kadınların ve erkeklerin sorumluluklarını anlamalarını, Hazret-i Mesih-i Mev’ud’un (as) misyonunu tamamlamada ona yardımcı olmalarını ve Calsa’ya geliş amacınızı gerçekleştirmenizi nasip eylesin. Bu gerçekleştiğinde “Evet, bizler hakiki Ahmedi Müslümanlarız ve bundan başka bir hayatımız yoktur” diyebilirsiniz. Allah-u Teâlâ hepimize bunu nasip etsin.
Şimdi hep birlikte dua edelim.


