Bizim cennetimiz bizim Rabbimizdir

“Bizim cennetimiz bizim Rabbimizdir. Bizim üstün zevklerimiz bizim Rabbimizdedir; çünkü biz O’nu gördük ve bütün güzellikleri O’nda bulduk. Bu hazine hayat pahasına da olsa elde edilmeye; bu inci bütün varlığımız pahasına da olsa satın alınmaya değer. Ey (bunlardan) mahrum olanlar! Susuzluğunuzu giderecek olan bu pınara koşunuz. Bu hayat verici bir pınardır ki sizi kurtaracaktır. Ben ne yapayım ve bu müjdeyi nasıl zihinlerinize yerleştireyim! İnsanlar duysunlar diye hangi davulla, işte Rabbiniz budur diye sokaklarda ilan edeyim! Ve hangi ilaçla insanları tedavi edeyim ki duymak için kulakları açılsın! Eğer siz (tam olarak) Rabbinizin olursanız kesin biliniz ki Rabbiniz zaten sizindir.”

(Ruhanî Hazain; C. 19; S.21; Keşti-yi Nuh; S. 19)

“Ey dinleyiciler! Rabbinizin sizlerden ne istediğini (benden) din leyiniz. Ancak şu ki siz O’nun olunuz. Ne gökyüzünde ne de yeryüzünde hiç kimseyi O’na eş koşmayınız. Bizim Rabbimiz eskiden yaşadığı gibi şimdi bile yaşamakta olan; eskiden konuştuğu gibi şimdi de konuşmakta olan ve eskiden dinlediği gibi şimdi de dinlemekte olan Rab’dir. Bu çağda O, dinlemektedir fakat artık konuşmamaktadır düşüncesi asılsızdır. Aksine O, hem dinlemekte, hem de konuşmak tadır. O’nun bütün sıfatlan ezelî ebedîdirler. (Her zaman varolmuşlardır ve her zaman var olacaklardır.) Hiçbir sıfatı bu özelliklerini kaybetmemiştir ve kaybetmeyecektir de. Hiç nesli bulunmayan, hiç zevcesi olmayan Vahid Lâ Şerik (ortağı olmayan tek) de O’dur. Benzeri bulunmayan ve eşsiz de O’dur…

Hiç kimse sıfatlarında O’nun ortağı değildir. Hiç bir kuvveti de eksik değildir. O, uzak olmasına rağmen yakındır ve yakın olmasına rağmen uzaktır O, hepsinden üstündür. Mamafih O’nun altında başka birisinin de var olduğunu söyleyemeyiz. O, arşta mevcuttur fakat yeryüzünde mevcut olmadığını söyleyemeyiz. O, bütün tam sıfatlan kapsayan ve bütün güzel sıfatlan yansıtan ve bütün güzelliklerin kaynağı olan zattır. O, bütün kuvvetleri kapsamakta olan ve bütün feyizlerin ana kaynağı; her varlığı; her varlığın ait olduğu merci; her mülkün sahibi; her yücelik ile nitelenmiş olan ve her çeşit eksiklik ve güçsüzlükten pak olan zattır. Yeryüzü ile gökyüzündeki bütün varlıklar ancak O’na ibadet etmelidirler. Bu yalnız O’na mahsustur.”

(Ruhanî Hazain; C.20; S.309-310; El-Vasiyet; S.9-10)

“Şüphelerden kurtulmamış olan birisi azaptan da kurtulamaz. Bu dünyada Rabbini görmekten mahrum olan birisi kıyamet gününde dahi karanlığa düşecektir. Yüce Allanın buyurduğu gibi, bu dünyada kör olan ahirette de kör olacaktır”.

(Ruhanî Hazain; C. 13; S.65; Kitab-ül Beriye; S.47)

Start typing and press Enter to search