Minhacü’t Talibîn’den

Minhacü’t Talibîn (Arayanların Yolu ) adlı bu eser, Vadedilen Mesih ve Mehdi’ninaleyhisselam 2. Halifesi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed’in radiyallahü anh 27 Aralık 1925 yılında senelik “Jalsa Salana” toplantısındaki konuşmasıdır. 

BÖLÜM 8

Dünyada neden genellikle kötülük vardır?

Aklımıza; “eğer kötülüğü bastırma gücümüz varsa neden dünyada daha çok kötülük yaygındır da iyilik daha azdır” gibi bir soru gelebilir.

Bu soruyu ben başka bir konuşmamda cevaplamıştım ama sonra dört-beş arkadaş farklı yerlerde bu soruyu yine sormuşlar. Birden bire nasıl bu kadar gündeme geldiğini bilmiyorum.

Aslında dünyada kötülük fazla değildir, iyilik fazladır. Bir hırsızda hırsızlık denilen kötülük vardır. Ama bunun yanı sıra eğer iyi ahlaklıysa, cömertse, anne babasına iyi bakıyorsa vs. toplamda iyi huyları kötü huylarına göre fazla olur. Tüm ahlakları dikkate alırsak iyilik ahlaksızlıktan fazla çıkacaktır. Genellikle herkeste iyi ahlaklar fazla çıkacaktır, kötü ahlaklar ise daha az. Kötülüklerin iyiliklere göre fazla olma şüphesinin iki kaynağı vardır. Birincisi  insanlar dünyada kâfirlerin sayısının müminlere göre fazla olduğunu görür. Sonra birçok kişinin az veya çok günaha karıştığını da görürler. Ama bu iki mesele dünyada kötülüğün iyiliğe göre fazla olduğunu göstermez. Bunlara rağmen iyilik fazladır. İlk hususu yani kâfirlerin müminlere göre fazla olduğunu ele alırsak bunun meseleyi basite indirgememizin sonucu olan bir yanılgı olduğunu anlarız. Gerçek şudur ki dünyada kâfirler fazla değildir, sadece adı kâfir olan insanlar fazladır. Araştırırsak araştırmalarımız gösterecektir ki birçok insan için gerçek anlamda itmam-ı hüccet[1] olmamıştır. Zahiri anlamda onlara kâfir demekten başka çaremiz olmasa da Allah katında onların iç durumu kâfir kelimesini hak eden bir durum değildir. Böylelerine ya başka fırsatlar verilecektir ya da her insanın fıtratında olan tevhit ve şirk kavramlarına göre muamele göreceklerdir. Bu açıdan bakınca gerçek iman, gerçek küfre göre fazladır ve aynı mantıkla iyilik de kötülüğe göre fazladır.

Görünüşte kötülüğün birçok insanda daha fazla olduğu düşüncesi de yanlıştır. Burada sormamız gereken soru birçok insanda kötülüğün olup-olmadığı değil aksine iyiliğin birçok insanda kötülüklerden daha fazla olup-olmadığı şeklindedir Eğer birçok insanda iyilik fazlaysa dünyadaki toplam iyilik de fazla olmuş olur. Tüm amelleri dikkate alan herkes görecektir ki böyle yapıldığında iyiliğin fazla olduğu ispatlanır. Sözün özü dünyada iyilik kötülüğe göre fazladır.

Bazı insanlar derki “ne olursa olsun; eğer birçok insan şu veya bu şekilde cezalandırılacaksa şeytan (bu davayı) kazanmış olur”. Onlara biz diyoruz ki hayır. Yine Allah kazanır. Allah’ın bir kanunu daha vardır. Bu kanuna göre cezasını çeken herkes eninde sonunda cennete gidecektir. Kûr’ân-ı Kerîm:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَا لْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ  [2]

der. Yani insanları abd olabilsinler diye yarattım. Bu durumda ıslahtan sonra ve abd olduktan sonra neden cehennemde kalsınlar? Bu gösteriyor ki bir gün herkes cehennemden çıkarılacaktır. Diğer ayetler ve hadisler de eninde sonunda herkesin cennete gideceğini gösterir. Yani en sonunda herkes abd olacaktır ve Allah kazanmış olacaktır. O aşamada artık şeytan da yalnız kaldığı için cennete gidecektir. Kendi nefsine göre kaybetmiş olacaktır. Şu anda “şeytan kazanır” diyenler o anda onu yanlarında görünce utanıp yüz çevirecekler. “Biz bunu kazandırıyorduk; oysa bu kendisi buraya gelmiş” diyecekler.

Şimdi yine kemale sahip insanın tarifini hatırlatayım. Kemale ermiş insan ahirette helak olmaktan kurtulabilecek kadar günahtan sakınan insandır. Ahirette helak olmaktan kastedilen Allah’ıncelle celalühü kızgınlığına maruz kalmaktır. Aynı zamanda böyle birisi iyilikler yaparak o kadar güçlenmiştir ki Allah’ıncelle celalühü rızasına doğru hızlıca adım atmanın kabiliyetini (bu dünyada) kazanmıştır. Yoksa eninde sonunda zaten herkes bu seviyeye gelecektir.

Günah nedir?

Şimdi de günahın ne olduğunu anlatayım. Günah, ruhumuzu hastalandırıp Allah’ıcelle celalühü göremeyecek (veya görmenin netliğini azaltacak) hale getiren amellerdir. Manevi yolculuğumuzu zorlaştıran, engelli hale getiren amellerdir. Böyle amellerden bazıları maddi olup bazıları da manevidir. Maddi olanların birçoğunun zararı açıktır, ortadadır. Örneğin yalan söylemek, adam öldürmek vs.

İyilik nedir?

İyilik insanın ruhunu Allah’ıcelle celalühü görebilecek seviyeye getiren amellerdir. Sağlıklı insan iş görebilen, çalışabilen insandır. Oysa doktorlara sorulursa herkeste şu veya bu hastalığın her zaman mevcut olduğunu söylerler. Yani iyilik rüyet-i İlahiyi mümkün kılan ameldir. Bunun da günah gibi maddi ve ruhani kısımları vardır.

Günahın çeşitleri

Bu konuyu tam anlayabilmek için günahın çeşitlerini de anlamak gerekir:

  1. Kalbin günahı: Bu asıl günahtır.
  2. Dilin günahı
  3. Diğer uzuvların günahı (el, kol vs.)

İyiliğin çeşitleri

İyilik de üç çeşittir.

  1. Kalbin iyiliği: Bu asıldır.
  2. Dilin iyiliği
  3. Diğer uzuvların iyiliği (el, kol vs.)

Bu kadar iyilik kabiliyeti varken günah nereden oluşuyor?

Denilebilir ki insanın gelişimiyle ilgili Allahcelle celalühü ona bu kadar kabiliyet vermişken, günah içine nereden giriyor, nasıl sirayet ediyor? Unutulmamalıdır ki günahın başlangıcı aşağıdaki sebeplerden olur;

  1. Birinci sebep cehalet veya ilmin eksikliğidir. Bazen insan doğal ihtiyaçlarını yerine getirirken aklı kullanmıyor ve kalıcı sükûnet ve rahatı geçici ve kısa vadeli mutluluğu için kurban ediyor.

Cehalet sürekli veya geçici olabilir. Sürekli cehalet zaten bilmemek demektir. Geçici cehalet durumunda insan bilir ama zamanı gelince unutuverir, cahil gibi olur. Bunun sebepleri vardır;

  1. Hırs. Bu cehaleti doğurur
  2. Öfke ve birden bire parlamak
  3. Dayanılmaz ihtiyaç
  4. Sağlığın bozukluğu
  5. Aşırı korku
  6. Aşırı sevgi (bu da cehaleti doğurur)
  7. Aşırı umut
  8. Aşırı umutsuzluk
  9. İnatçılık
  10. Aşırı arzu veya istek
  11. İsteksizlik
  12. Genetik sebepler (Bazen bazı meyiller genetik oluyorlar ve davranışlara hâkim oluyorlar)

Geçici cehalet bu oniki sebepten doğar.

  • Günaha sebebiyet veren ikinci konu oturup kalktığımız insanlardır. İnsana taklit etme kabiliyeti verilmiştir. Etrafında ne görürse taklit eder, neticelerini pek umursamaz. Genellikle anne, baba, arkadaşlar, öğretmenler insanın amellerini etkilerler. Milli örf ve adetlerin (geleneklerin) etkisi de bu sınıfa girer.
  • Yanlış bilgi de günaha sürükler. İnsan bir şeyin doğru olduğunu sanır ama aslında o yanlıştır. Yanlış prensipleri benimser ve uygular.
  • Alışkanlıklar da günaha sebebiyet verir. Bu durumda insan neyin günah olduğunu bilmesine rağmen kendisini durduramaz. Örneğin içkinin günah olduğunu biliyor ve içmemeye de karar veriyor ama dışarı çıktığında bir de bakıyor ki hava çok güzel. Arkadaşlarıyla içkili bir ortama gidip oturuyorlar. Arkadaşları “sen de alsana”  deyince evden çıkarken verdiği kararı unutuyor; günah işliyor.
  • Günahın bir sebebi de tembelliktir ve gaflettir. İnsan bir şeyin günah olduğunu biliyor ve alışkanlık kazanmış da olmuyor. Ama bir türlü doğrusunu yapma kuvveti ve arzusu kalbinde oluşmuyor. Her zaman “daha sonra yaparım” diyor ama böylece o an geçiyor ve günaha karışmış oluyor. Peygamber Efendimiz’in sallallahü aleyhi vesellem  zamanında da böyle bir olay olmuştu. İhlâslı bir sahabesi bir savaşta “istediğim zaman kalkarım; katılırım” diye diye geciktirdi ve katılmaktan mahrum kaldı, leşkerle[3] birlikte gidemedi. Yani bazen tembellik de insanı günaha götürür. Böyle insanların içinde onları zorlayıp “hadi kalk ve başla” diyen ses ölmüş olur.
  • Günahın bir sebebi mukayese yapmamak da olabilir. Bu durumda insan “hangisi daha iyi?” sorusuna bir türlü cevap veremiyor, hep zihni karışıyor. Ya da belli duyguların kime karşı ne oranda kullanılması gerektiğine karar veremiyor. Örneğin sevgi iyi bir şeydir ama bir insan annesinin ona ihsanı çok daha fazla olmasına rağmen eşini annesine göre daha çok severse böyle bir yanlışlık yapmış olur. Annesi onu yoktan var etmiştir, oysa eşiyle olan ilişki bir nevi iş birliğidir, karşılıklıdır. Eşler birbirinin ihtiyaçlarını giderirler.

Bir başka örnek de günümüzde bazı kişilerin “Mirza Sahip[4] iyi birisidir ama biz falanca piri kabul ettik” demesidir. Onlar da bir türlü doğru kararı kıyaslayarak veremezler.

  • Günahın bir sebebi zamanın hâkim düşüncelerinin gizli cereyanıdır. Diğer sebeplerin detaylarını açıklamamıştım ama bununkini açıklayacağım çünkü açıklama olmadan sizler için bunu anlamak zor olur.

Birileri özellikle deliller verip kendi düşüncelerini yaymasalar bile düşüncelerin gizli cereyanları yine de etrafı etkilerler. On adet kabadayı veya holigan arasında bir normal insanı oturtun. Diğerleri ağızlarıyla bir şey demeseler de, kalplerindeki pislik onu etkileyecektir. Vâdedilen Mesih’ialeyhisselam ihlâsla seven bir sih delikanlı vardı. Bir seferinde Mevlevi Nuruddin[5] vasıtasıyla Vâdedilen Mesih’ealeyhisselam bir mesaj yollamış ve mesajında “son zamanlarda nedense zihnimde ateist düşünceler oluşuyor” demiş. Mevlevi Nuruddin bunu Vâdedilen Mesih’e anlatınca o da “ona söyle, sınıfında oturduğu yeri değiştirsin” demiş. Çocuk da öyle yapmış. Sonradan öğrendik ki yerini değiştirir değiştirmez zihninde oluşan düşünceler de değişmeye başlamış. Eski oturduğu yerin hemen yanında bir ateist çocuk oturuyormuş. Aralarında herhangi bir konuşma geçmemesine rağmen kalbindeki düşünceler onu etkiliyordu.

Düşüncelerin gizli akıntı veya cereyanı kimsenin itiraz edemeyeceği bir gerçektir. Kûr’ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz’in sallallahü aleyhi vesellem  söyledikleri de bunu ispatlar. Hayvanlarda da bunun örneklerini görmek mümkündür. İki kedinin birbiriyle kavga etmeye kalkışmasına rağmen daha sonra birisinin oradan kavga etmeden ayrılması çok görülen bir şeydir. Aslanlarla ilgili de deneyler yapılmıştır. Beş altı tanesini bir yere bırakın, en güçlüsü orada kalacak ve kalanlar kuyruklarını indirip sağa sola kaçacaklar. Böyle bir durumda eğer ortalığa yiyecek atılırsa sadece en güçlü olan yiyecektir, diğerleri harekete geçmeyeceklerdir.

Mesmerism[6] de düşüncelerle etkilemeye çalışan bir bilim dalıdır. Ben bir seferinde bunu, maneviyata yapılan itirazlara cevap vereyim diye, kendim deniyordum. Büyük annem de oradaydı. Bana “bunların hepsi hokus pokus, işte burada bir kuş var; yapabiliyorsan onu yakala; ancak öyle inanırım” dedi. Ben kuşun gözlerine bakmaya başladım ve böylece onu etkiledim. Yavaş yavaş da yaklaştım. Tam yakalayacakken elimi uzatmamla beraber göz temasımız bozuldu ve kuş uçtu gitti.

Bir seyyah hikâyelerinden birinde şöyle yazmaktadır: “ormanda deliler gibi sağa sola koşan ama bir türlü oradan uzaklaşamayan bir sincap gördüm. Daha da yaklaştığımda bir yılanın deliğinden başını çıkarıp gözlerini ona dikmiş olduğunu farkettim. Sincap panik içinde koşuyordu ve her seferinde yılana daha da yaklaşıyordu. Sonunda iyice yaklaşmıştı. Tam yılan onu yakalamak üzereyken ben bir taş atarak yılanı korkuttum ve oradan kaçmasını sağladım.” Bu o yılanın düşüncelerinin etkisiydi, sincap etkilenmişti ve bir türlü oradan uzaklaşamıyordu, gitgide yaklaşıyordu.

Bir başka  seyyah ise şöyle yazmaktadır; “Afrika’da bir kuşu yerde hiçbir şey olmamasına rağmen can çekişir gibi gördüm. Yaklaşınca gördüm ki bir yılan gözlerini ona dikmiş, bakıyor. Yılanı öldürdüm ama sonra kuşa dönüp baktığımda onun da korkudan öldüğünü gördüm.”

İngiltere’de biraz farklı deneyler yapılmıştır. Aynı cinsten iki böcek bir araya getirildikten sonra birbirinden sekiz kilometre uzaklaştırıldılar ama onlar yine de birbirini buldular. Bu, düşüncelerin cereyanının neticesinde olmuştur.

Amerika’da bir doktor bir karınca evi yapmış ama etrafını her taraftan iyice kapatmış. Biraz sonra bakmış ki dışarıdan bir sürü karınca eve yapışmış. Açınca görmüş ki aynen içerideki karıncaların bulunduğu yerin yüzeyine yapışmışlardı. İçerideki karıncaların yerlerini değiştirerek deneyi tekrarladı ama sonuç aynıydı. Dışarıdaki karıncalar arada duvar olmasına rağmen içerideki karıncaları bulabiliyorlardı.

Bütün bunlar gösteriyor ki düşüncelerin cereyanı ve akıntısı çok büyük bir gerçektir. Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem  insanlarla bir araya gelince yetmiş kez istiğfar ederdi. Kendisinin etrafındakilerde olabilecek pis düşüncelerden etkileneceğinden korktuğu için değil; bu sadece peygamberlerin, pisliğin yanında bile olmak istememelerinden ileri geliyordu. İstiğfarın sebebi de buydu. Ayrıca böyle toplantılarda kendileri pis olmamalarına rağmen diğerlerinden etkilenebilecek insanlar da olurdu. Peygamber Efendimiz’in sallallahü aleyhi vesellem  istiğfarı onlar için de olurdu.


[1] Kelime anlamı itibariyle “delillerin tamamlanması” demektir. Yani dinin apaçık bir şekilde anlatıldıktan sonra kişi tarafından tam tamına anlaşılmasına rağmen küfründe devam etmesi. Örneğin iyi bir hoca dersle ilgili her şeyi son derece anlaşılır bir şekilde öğrenciye aktarırsa ve öğrencide bunu anlayabilecek kapasitede ise o noktada ona itmam-ı hüccet olmuştur. Artık sınanabilir.*

[2] Zâriyât (51) sûresi, ayet 57

[3] Küçük çaplı ordu

[4] Vâdedilen Mesih’in ismi Mirza Gulam Ahmed hazretleridir.

[5] Vâdedilen Mesih’in birinci halifesi

[6] Adı Mesmer olan bir Fransız doktor tarafından geliştirilen bir bilim dalı. Hipnotizma.

Start typing and press Enter to search