Kaside

“Ben Okla Değil Delille Savaşırım”

Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani aleyhisselam

مُطَّلِعٍ عَلَى أَسْرَارِ بَالِى بِعَالِمِ عَيْبَتِي فِي كُلِّ حَالِي

Her halimde kalbimin sırrını bilen zatın adına yemin ederim,

بِوَجْهِ قَدْ رَأَى أَعْشَارَ قَلْبِي بِمُسْتَمِعِ لِصَرْخِي فِي اللَّيَالِي

Kalbimin her köşesinden haberdar olan ve

gece karanlıklarında feryadımı işiten Allah’a yemin ederim ki,

لَقَدْ أُرْسِلْتُ مِنْ رَّبِّ كَرِيمٍ رَحِيْمِ عِندَ طُوفَانِ الضَّلَالِ

Kesinlikle ben dalalet ve sapıklığın tufan gibi baş gösterdiği bir dönemde

kullarına rahmetiyle yaklaşan Rabbi tarafından gönderildim,

وَقَدْ أُعْطِيتُ بُرُهَانًا كَرُمْحٍ وَلَقَفْنَاهُ تَفْقِيْفَ الْعَوَالِـي

Bana eğrilikten münezzeh olan

mızrak gibi keskin delil verildi,

فَلَا تَقْفُ الظُّنُونَ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَخَفْ أَخُذَ الْمُحَاسِبِ ذِي الْجَلَالِ

Bu yüzden bilgisizlikten dolayı, delili bulunmayan düşüncelerin peşine koşma!

Ve celal sahibi olup sorguya çeken Allah’ın kahrından kork,

تری آيَاتِ صِدْقِى ثُمَّ تَنْسى لَحَاكَ اللَّهُ مَالَكَ لَا تُبَالِي

Sen beni doğrulayan mucizeleri görüp onları unutmaktasın.

Yazıklar olsun, niye aldırış etmiyorsun,

تَعَالَ إِلَى الْهُدَى ذُلَّا خُضُوعًا إِلَى مَا تَكْتَسِ ثَوبَ الدَّلَالِ

Alçak gönüllülükle hidâyete yaklaş.

Artık ne zamana kadar kibir elbisesini giymeye devam edeceksin?

وَ إِنْ نَاصَلْتَنِي فَتَرى سِهَامِي وَمِثْلِى لَا يَفِرُّ مِنَ النِّضَالِ

Benimle ok atışmakta yarıştığın takdirde, okumun ne demek olduğunu öğrenirsin

ve benim gibi biri ok atışma yarışından kaçmaz,

سِهَامِي لَا تَطِيشُ بِوَقْتِ حَرْبٍ وَسَيْفِى لَا يُغَادِرُ فِي الْقِتَالِ

Savaş esnasında okum hata etmez

ve kılıcımdan kimse kurtulamaz,

فَإِنْ قَاتَلْتَنِى فَارِیكَ إِنِّي مُقِيمَ فِي مَيَادِينِ الْقِتَالِ

Eğer benimle savaşırsan o zaman

sana savaş meydanında nasıl direneceğimi göstereceğim,

أَ بِالْإِيْدَاءِ أَتُرُكُ أَمْرَ رَبِّي وَمِثْلِى حِيْنَ يُؤْذَى لَا يُبَالِـي

Acaba eziyet veriliyorum diye Allah’ın emrini terk mi edeyim?

Hal bu ki benim gibi biri eziyet verildiğinde hiç aldırış etmez,

كَيْفَ أَخَافُ تَهْدِيدَ الْخُنَاثَى وَقَدْ أُعْطِيتُ حَالَاتِ الرِّجَالِ

Kadınlaşmış kimselerin tehdidinden korkmam mümkün değildir.

Çünkü ben gerçek bir erkeğin sahip olduğu bütün nitelikleri taşımaktayım,

أَلَا إِنِّي أُقَـــــاوِمُ كُلَّ سَهُم وَأَقْــلــى الْإِكْتِــــانَ عَنِ الرِّبَالِ

İyi biliniz ki her okun karşılığını vereceğim.

Ben ok korkusundan dolayı gizlenmeyi sevmem,

فَإِنْ حَرْبًا فَحَرْبٌ مِثْلَ نَارٍ وَإِنْ سِلْمٌ فَسِلْمٌ كَالؤُلَالِ

Benimle savaşmak istediğiniz takdirde ateş gibi yakıcı bir savaşla karşı karşıya kalacaksınız.

Barışmak istediğiniz takdirde ise karşınızda soğuk ve tatlı suyu bulacaksınız,

وَ حَرْبِي بِالدَّلَائِلِ لَا السّهَامِ وَقَوْلِى لَهَدَمٌ شَاجُ الْقُذَالِ

Ben okla değil delille savaşırım.

Benim sözüm kelleyi uçuran keskin kılıçtır.

وَفَاقَ السَّيْفَ نُطْقِي فِي الصَّقَالِ قَدِ اغْتَلْتُ الْمُكَفِّرَ كَالْغَزَالِ

Konuşmam parlaklık ve keskinlik bakımından kılıçtan üstündür.

Şüphesiz bana kâfir diyenleri ceylanı avladığım gibi avladım,

وَلَمْ يَزَلِ اللّنَامُ يُكَفِّرُونِي إِلَى أَنْ جَاءَ نُصْرَةُ ذِي الْجَلَالِ

Alçaklar bana durmadan kâfir dediler. Hatta celal sahibi olan Allah yardımıma koştu,

وَقَدْ جَادَ لْتَنِي ظُلْمًا وَّ زُورًا وَجَاوَزُتَ الدِّيَانَةَ فِي الْجِدَال

Ey bana kâfir diyen kimse, zulme ve yalana dayanarak benimle münakaşaya girdin

ve münakaşa yaparken takva haddini aştın,

وَلَوْ قَبْلَ الْجِدَالِ سَأَلْتَ مِنِّى جُذِبْتَ إِلَى الْهُدَى قَبْلَ الْوَبَالِ

Eğer münakaşaya girmeden önce bana sorsaydın

o zaman helak olmadan doğruyu bulurdun,

لَنَا فِي نُصْرَةِ الدِّينِ الْمَتِينِ مَسَاعِي فِي التَّرَقِي وَالْكَمَالِ

İslâm dinine yardım olsun diye gösterdiğimiz çabalar

gün geçtikçe gelişmekte ve kemale ermektedirler,

هَدَانِي خَالِقِي نَهْجًا قَوِيمًا وَرَبَّانِى بِأَنْوَاعِ النَّوَالِ

Beni yaratan Allah bana dosdoğru yolu gösterip

çeşitli ödüllerle beni eğitti.

قَدْ أُعْطِيتُ أَسْرَارَ السَّرَائِرِ فَسَلْ إِنْ شِئْتَ مِنْ نَّوْعِ السُّوَّالِ

Gizliden gizli sırları o bana bağışladı.

(Şimdi) istediğini sor!

وَقَدْ غَوَّصْتُ فِي بَحْرِ الْفَنَاءِ فَعُدْتُ وَ فِي يَدِى أَبْهَى النَّالِي

Ben “Fenâ[1] Denizi”ne atladım, çıktım

ve elimde pırıl pırıl parlayan inciler vardı,

رَأَيْتُ بِفَضْلِ رَبِّي سُبُلَ رَبِّي وَإِنْ كَانَتْ أَدَقَّ مِنَ الْهِلَالِ

Allah’ın lütfuyla Rabbimin yollarını gördüm.

Hâlbuki bunlar hilâlden bile daha ince idiler,

وَ كَمْ سِرٍ أَرَانِى نُورُ رَبِّي وَ آيَاتٍ عَلَى صِدْقِ الْمَقَالِ

Rabbimin nuru bana nice sırları gösterdi.

Ayrıca söylediklerimin doğruluğunu ispatlamak için nice kerametler gösterdi,

وَ عِلْمٍ يَبْهَرَنَّ عُقُوْلَ نَاسٍ وَ رَأْيِ قَدْ عَلَا قُنَنَ الْجِبَالِ

Muhaliflerin akıllarına sığmayan nice bilgiler

ve dağ zirvelerinden bile daha yüksek düşünceleri bana bağışladı,

سَعَيْتُ وَ مَا وَنَيْتُ بِشَوْقِ رَبِّي إِلَى أَنْ جَاءَ نِي رَيَّا الْوِصَالِ

Rabbimin yolunda çabalarımı visal[2] kokusu alana kadar

hiç aksatmadan aşkla sürdürdüm,

وَقَدْ أُشْرِبْتُ كَاسًا بَعْدَ كَأْسٍ إِلَى أَنْ لَاحَ لِى نُورُ الْجَمَالِ

Kadeh üstüne kadeh içirildim.

Hatta O’nun nuru bana göründü,

وَقَد أُعْطِيتُ ذَوُقًا بَعْدَ ذَوُقٍ وَنَعْمَاءَ الْمَحَبَّةِ وَالدَّلَالِ

Bir tattan sonra başka bir tat tattırıldım.

Sevgi, naz ve cilve nimetleri bana verildi,

وَجَدْتُ حَيَاتَ قَلْبِي بَعْدَ مَوْتِى وَ عَادَتْ دَولَتِى بَعْدَ الزَّوَالِ

Kalbimin hayata kavuşması ölümümden sonra gerçekleşti.

Her şeyimden yoksun olduktan sonra servetimin hepsi bana geri iade edildi,

لفَاظَاتُ الْمَوَائِدِ كَانَ أُكْلِى وَصِرْتُ الْيَوْمَ مِطْعَامَ الْأَهَالِي

(Allah’ın bana olan lütuflarını görmüyor musun? Bir zaman) Sofra artıkları benim yiyeceklerimdi.

Bugün ise ben nice aileleri doyurmaktayım,

أَزِيدُ بِفَضْلِهِ يَوْمًا فَيَوْمًا وَأُصْلِى قَلْبَ مُنْتَظِرِ الْوَبَالِ

Günden güne ilerlediğimden ötürü

benim için azabı bekleyenin kalbini yakmaktayım,

اَلَا يَا حَاسِدِى خَفْ قَهُرَ رَبّى وَمَا آلُوْكَ نُصْحًا فِي الْمَقَال

Ey haset eden! Rabbimin kahrından kork.

İyilik olsun diye sana durmadan söylüyorum,

فَلَا تَسْتَكْبِرَنَّ بِفَوْرِ عُجْبٍ وَكَمْ مِنْ مُّزْدَهِي صَيْدُ النَّكَـالِ

Kendini beğenme duygusuyla sakın böbürlenme!

Çünkü nice böbürlenen, kibirliler, ibret verici azaplara yakalanmışlardır,

أَلَا يَا خَاطِبَ الدُّنْيَا الدَّنِيَّةُ تَذَكَّرُ يَوْمَ قُرُبِ الْإِرْتِحَالِ

Ey hakir dünyaya talip olan!

Ölümün pek yakın olduğunu sakın unutma!

سِهَامُ الْمَوْتِ تَفْجَأُ يَا عَزِيزِى وَلَوْ طَالَ الْمَدَى فِي الْإِنْتِقَالِ

Ey dostum! Dünyadan göç etme müddeti uzun olsa bile

yinede ölüm oku ansızın yakalar,

هَدَاكَ اللهُ قَدْ جَادَلُتَ بُغْضًا وَمَافَكَّرُتَ فِي قَوْلِي وَ قَالِي

Allah sana hidâyet nasip eylesin!

Sen hasedinden dolayı münakaşa ettin ve sözümü dinlemedin bile,

وَكَمْ أَكْفَرْتَنِي كِذبًا وَزُورًا وَكَمْ كَذَّبُتَ مِنْ زَيعَ الْخَيَالِ

Yalan ve iftiraya dayanarak bana kâfir dedin

ve eğri düşüncelerinden dolayı beni yalanladın,

وَ إِنِّي قَدْ أَرى قَدْ ضَاعَ دِيْنُكَ فَقُمْ وَارْبَأْ بِهِ قَبْلَ الرِّحَالِ

Senin dininin zayi olduğunu kesin görüyorum.

Kalk ve dünyadan göç etmeden önce dinine sahip çık,

حَيَاتُكَ بِالتَّغَافِلِ نَوْعُ نَوْمٍ وَأَيَّامُ الْمَعَاصِي كَاللَّيَالِي

Gaflet dolu hayatın uykuya,

günah dolu günlerin ise geceye benzer,

وَ لَسْتُ بِطَالِبِ الدُّنْيَا كَزَعْمِكَ وَقَدْ طَلَّقْتُهَا بِالْإِعْتِزَالِ

Düşündüğün gibi ben dünya talibi değilim.

Tam tersine ben ondan ayrılıp onu boşamışımdır,

تَرَكْنَا هَذِهِ الدُّنْيَا لِوَجُهِ وَاثَرُنَا الْجَمَالَ عَلَى الْحِمَالِ

Bir tek yüz için bu dünyadan vazgeçtim

ve O’nun güzelliğini bütün dünyevî güzelliklere tercih ettim,

وَ إِنَّكَ تَزْدَرِى نُطْقِي وَقَوْلِى وَلَوْصَادَفَتَهُ مِثْلَ اللَّالِي

Sen sözümü inci gibi değerli bulsan dahi

yine de onu hor görüyorsun,

فَلَا تَنْظُرُ إِلى زَحْفٍ فَإِنِّي نَظَمْتُ قَصِيدَتِي بِالْإِرْتِجَالِ

Bu kasideyi yazarken (diğer kimseler gibi) sürünüp yorgun düştüğümü sakın aklına getirme! Çünkü ben kasidemi irticalen[3] söyledim.


[1] Allah’ın sıfatlarında yok olmak.

[2] Allah ile görüşme ve buluşma

[3] Önceden hazırlık yapmaksızın ve düşünmeksizin o anda bir şiiri söylemek.

Start typing and press Enter to search