Ahmedi olurken ki imtihanlarım
Ahmedi olmadan önceki hayatım:
Dünyadaki her şey çok güzel ve rahat.
Dünyanın size sunduğu iyi görünen her türlü kötü şeyleri özgürce yapabiliyorsunuz.
Bir düşünün her gün içki içen birine içki içme. Faiz yiyen birine faizi yeme. Üstelik şuan bankacılık sisteminde bu daha da rahat.
Komşun aç yatıyor yatsın. Sen tok ol. Burada birde ben kazandım çalıştım kardeşim o da çalışsın veya ben kafamı kullandım, onlarda kullansın.
Soruyorum şimdi kimin kafası, kimin parası, Özgürlük nedir? kimin neyin özgürlüğü, çıplaklıkmı? giyim mi?
Nefis, şeytan; korkunç düşman.
Ahmedi olmadan önce ne nefisimle ne de şeytanla bir işim yoktu.
Aslında çok fazla onları gördüğüm de yoktu. Eh harap bir ruha, kayıp birilerine çok fazla ziyarete gelmiyorlardı.
Ta ki, Ahmedi olana kadar: aslında bir matrix’in içinde olduğumu anlayana kadar. Evet tıpkı matrix filminde olduğu gibi. Ben Ahmediyeti Matrix filmindeki hapa benzetiyorum. Gençlerin beni anlaması için. Siz yaşlılar için bunu çok fazla açıklamayacağım. Kuşak farkı :))
Allah nasip etti biri çıktı bir gün dedi ki bu dünyanın gerçeklerini görmek ister misin?
Bu dünyanın gerçek haline görmeğe hazır mısın gücün var mı?.
Vaar ne olabilirki yada ne kadar zor olabilir. Gencim kuvvetliyim evelallah.
O zaman sana iki hap sunuyorum. Yeşil hapı al ve bu günkü gibi yaşamaya devam et. Bir rüyada yaşa hep mutlu olacağını zannet hayallere dal. Hiç bir gerçekle yüzleşme, kolayı seç…
Ya da kırmızı hapı alırsın ve gerçekte yaşadığın dünyayı görürsün. Hayallerin değişir, bildiklerin uçar gider. Doğru bildiklerin yanlış; yanlış bildiklerin daha da yanlış çıkar. Ama korkma şifreleri çözersen aslında perdenin arkasını görebilirsin.
Koruyucun, yol göstericin muazzam silahların olacak bu yolda yardımcıların olacak. Asla yalnız olmayacaksın ama asla… Der ve kırmızı hapı içeriz.
İşte Ahmediyet. işte İslam adına öğretilen yanlışlıklar; bidatlar, alışkanlıklar, hocalar, çıkarlar, politikalar, ticaret hiç biri değil…
Saf ibadet Allah adına, Muhammed Aşkına, Kuran Hakkına işte Ahmediyet.
Bir adamım, içki içiyorum. Sabahında, ne sabahı öğleninde uyanıyorum. Bir adamım arkadaşım darda mı sormuyorum. Bir adamım üç kuruş fazla kazanmak için yalan söylüyorum bir adamım bu çağda bunları ticaret, politika görüyorum bana tatlı ve normal görünüyor. Nefis diyor ki şartlar böyle. Şeytan diyor ki onlara da söyle onlarda böyle yapsınlar. İşler bir gün düz bir gün ters ama hepsinin sebebi benim.
Olmadı. Nerede yanlış yaptım, yeni yalanlar.
Oldu süperim bu yeni sistem tuttu ne kadar zekiyim. Nerede nasip, nerede Allah…
Şimdi bir adamım nasip oldu Ahmedi oldum. Gerçekleri gördüm.
Bu kadar yanlış içinde bu kadar sınavları gördüm her şey çok net.
Ben düşmanımı gördüm. Hem de tüm çıplaklığıyla. Ne de korkunç ne de heybetli, ne de büyük ve güçlü çünkü artık görüyorum.
Perdeler kalktı matrix çözüldü. Savaş büyüdü, sınav zorlaştı, sıkıntılar arttı.
Dertler çoğaldı.
Bu kadar büyük bir savaştan nasıl çıkılır. Keşke yeşil hapı alsaydım uyusaydım, bu dünyaya kansaydım. İşte keşke keşke…
O an dur dedi bir ses:
-Yolunu kaybetmek üzere olan adam dur….
-Gözünde korkuttuğun düşman nedir ki? Bu kadar korkuyorsun. Elinde tuttuklarını görmez misin bakmaz mısın kör müsün?
Kimdi bu neydi kiminle konuşuyorum ben aman Allah’ım!
– Ne yapacağım? Bir savaş arasında kaldım. Koca bir şeytan var karşımda çalmıyorum çal diyor, içmiyorum içi diyor, yemiyorum ye diyor, hiç gitmiyor. Hadi bununla savaştım.
Ya nefis?
Nefsim!
Onunla nasıl savaşırım.
Bir düşmanım olsa ne kadar kuvvetli olursa olsun deli cesaretimle savaşırım, en kötü kaybederim bu savaşta ölür giderim konuda kapanır.
Ama nefisle nasıl savaşılır? İnsan kendi kendisine nasıl rakip olur? Bir insan kendisine nasıl savaş açar? Bu savaştan nasıl galip çıkılır? Bu dünyada bir insanın kendinden daha zor daha kuvvetli bir rakibi nasıl olur? İçimi zayıflığımı dışımı her şeyi bilen bir düşman ile nasıl savaşılır. Kaybettim ben kaybettim.
İşte o zaman o ses:
Allah var Allah, şeytanı da yaratan. Kalplerin künhünü bilen. Kullarını yalnız bırakmayan. Bir annenin çocuğuna baktığı gibi. Her şeyi gören. En büyük planları kuran ve en büyük planları bozan.
Kuran var Kuran. Önüne ışık olan karanlıkları aydınlatan,
Peygamber var peygamber. Kainatın efendisi cehaleti söndüren,
Vaadedilen Mesih var Ahmediyet var bu yolda taşları ortadan kaldıran yolunu açan.
Yeter ki gönlün olsun bu yolda yürümeye. Bu düşmanlar o kadar küçükler ki onlardan korkma tıpkı dev orman yangınları karşısında, onları söndürecek okyanuslar kadar büyük serin sular var.
Yürü sen bu yolda yürü daha gidilecek çok yol, verilecek çok sınav var…
.7. Jalsa Salana konuşmalarında yeni bir Ahmedi’nin konuşmasından alınmıştır.


