Bir Barış Tebliği ve Bir Uyarı

28.07.1967 tarihinde

Londra’da Wandsworth Town Hall’de

Vâdedilen Mesih’in 3. Halifesi

Hz. Mirza Nasır Ahmed

tarafından yapılan konuşmadır.

Ahmediye Hareketi’nin başı sıfatı ile manevi ve ruhani bir mevki işgal etmek şerefine haiz bulunmaktayım. Bu sıfatla taşıdığım sorumlulukları son nefesime kadar ihmal etmeme müsaade yoktur. Bu sorumluluklar, her birine kardeşlik bağı ile bağlı bulunduğumdan dolayı, indimde aziz tuttuğum bütün insanlara şamildir.

İnsanlık şu anda felaket uçurumunun kenarında bulunuyor. Bununla ilgili olarak, sizlere ve bütün din kardeşlerime çok önemli bir tebliği açıklayacağım. Zamanın darlığını göz önünde tutarak, sözümü kısa kesmeye çalışacağım.

Tebliğim barışa, bir arada huzur ve sükûn içinde yaşamaya ve insanlığın ümidine dairdir. Söylediklerimi dikkatle dinleyeceğinizi ve taraf tutmayan aydın bir kafa ile inceleyeceğinizi umuyorum.

Kadiyan’lı Hazreti Ahmed (AS)

İnsanlık tarihinde 1835 yılı şerefli ve önemli bir yer işgal eder. O yıl içinde, Kuzey Hindistan’ın küçük bir köyü olan Kadiyan’da, bir çocuk dünyaya gelmişti. Onun dedeleri, nesilleri boyunca Kadiyan etrafındaki bölgeyi liyakatla idare etmişlerdi. Fakat artık o büyük ailenin yıldızı sönmüş, eski parlak mevkii ve itibarı bir hayli sarsılmıştı. Ancak, dünyaya gelen bu çocuk alelade bir çocuk değildi. Onun, yalnız maneviyat sahasında değil, maddiyat sahasında da büyük bir inkılâp yapması mukadderdi.

Ebeveyni ona Gulam Ahmed adını vermişlerdi. Sonraları bütün dünyada Hazreti Mirza Gulam Ahmed Kadiyani diye tanınmıştı. Allah tarafından Mesih ve Mehdi tayin edilmişti.

Ailenin kayıtlarından, onun doğum tarihinin 13 Şubat 1835 olduğu anlaşılmaktadır. O devir, bir cahillik devri idi.

Hindistan’ın bu kısmında ilim ve irfana karşı meyli olanların sayısı sınırlıydı. Okuma yazma bilenler pek azdı. Okuma bilen bulunmadığı için, gelen mektuplar çok defa okunmadan bir köşeye atılırdı.

Eğitimi

Bu çocuğu okutmak için tutulan hocalar pek o kadar âlim kimseler değillerdi. Kendisine Kur’ân okumayı öğrettiler. Ancak, bu kutsal kitabın manasını ve derinliklerini ona en basit şekilde bile öğretecek kadar ehliyetleri yoktu.

Çocuğa biraz da Arapça ve Farsça öğrettiler. Bu iki dili, hakkı ile ve bütün incelikleri ile olmasa bile, okuyacak kadar öğrenmişti. Tanınmış bir hekim olan babasının delaleti ile yerli tebabet (doktorluk) sistemine dair bazı kitaplar okudu.

Onun gördüğü tahsil işte bu kadardı. Gerçi onda kitap sevgisi vardı ve babasının kütüphanesindeki kitapları her zaman okurdu. Fakat o zamanlar ilim ve irfan fazla rağbet görmediği için, babası onun aile işlerini idare etmek hususunda kendisine yardımcı olmasını ve dünya işleri ile meşgul olarak halk arasında itibar ve şöhret kazanmasını istiyordu. Bu sebeple, babası onu okuyup yazmaktan alıkoymaya çalıştı ve bir kitap kurdu olmamasını tembih etti.

Açıkça anlaşılacağı gibi böyle basit ve başlangıç seviyesinde bir tahsil ile Allah tarafından kendisine yüklenen muazzam sorumluluğu yerine getiremezdi. Binaenaleyh, bizzat Allah-u Teâlâ ona öğretmenlik ve mürşitlik etti ve Kur’ân’ın manası ile ruhun ve hayatın sırlarını kendisine öğretti.

Allah onun dimağını nur-u İlahî ile aydınlattı; kendisine fevkalade güzel yazı yazma ve güzel konuşma kabiliyeti verdi; misli görülmemiş güzellikte kitaplar yazmasına, ilim ve manevi bilgi hazinesi denilmeye layık nutuklar söylemesine yardım etti.

Gelişi Hakkında Önceden Verilen Gaybî[1] Haber

Daha evvelki peygamberlerin kitaplarında ve sözlerinde onun ne zaman ortaya çıkacağı önceden haber verilmişti. Ben, burada sadece Seyyidül Enbiya Hz. Muhammed Aleyhisselat-ü vesselam’ın bununla ilgili bir gaybî haberini nakledeceğim.

Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammedsav, Müslümanlar arasında Vâdedilen Mesih ve Mehdi olduğunu söyleyen bir takım sahtekârlar çıkacağını bin üç yüz küsur yıl evvelki bir gaybî haberinde bildirmişti. Onlardan yalnız bir tanesi gerçek Mehdi olacaktı. Bu gerçek mehdi Hz. Muhammedsav ümmeti arasından çıkacak ve onun Mehdilik iddiasının doğruluğunu ispat etmek için semavi alamet zuhur edecekti. Bu semavi alametler, aynı Ramazan ayı içinde ayın ve güneşin tutulması şeklinde tecelli edecekti.

Ay tutulması, bu gibi hadiselerin muhtemelen vuku bulduğu gecelerden birincisinde, yani ayın on üçünde görülecekti. Güneş tutulması, bu gibi hadiselerin muhtemelen vuku bulduğu günlerden ikincisinde, yani ayın yirmi sekizinde görülecekti.

Bahis konusu ay ve güneş tutulmaları için bütün aylar arasında Ramazan’ın tespit edilmiş olması ve keza muayyen ve kati tarihler gösterilmiş olması, gerçekten muazzam bir gaybî haberdi. Hadiselerin aynı zamanda vuku bulacağını bu şekilde önceden haber vermek insan bilgisinin hududunu aşan bir şeydir.

Vakit gelince, Mehdilik iddia eden kişi gerçekten ortaya çıktı ve Mehdi olduğunu ilan etti. Bunu takiben, iki semavi alâmet (ay ve güneş tutulması), aynen önceden haber verildiği şekilde, zuhur etti.

Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’insav bin üç yüz küsur yıl sonra gerçekleşen bu gaybî haberi, muhakkak ki fevkalbeşer (insanüstü) bir menşeden çıkmıştı ve Allah’tan gelmiş bir vahiy idi.

Vâdedilen Mesih ve Mehdi

Gaybî haber böylece gerçekleşti. 1835’te doğan çocuk 1891’de Vâdedilen Mesih ve Mehdi olduğunu ilan etti. İddiasını ispat etmek için, birçok deliller gösterdi ve semavi alametler zikretti. Aynı zamanda, bir takım gaybî haberlerde bulundu ki, bunlardan bir kısmı kendi hayatı esnasında bir kısmı daha sonra gerçekleşti ve hala da gerçekleşmektedir.

Muasır ilahiyatçılar onun iddiasını reddetmişlerdi. Onlar, buna sebep olarak, Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’insav gaybî haberinin, yani böyle bir iddia sahibinin doğruluğuna alamet olmak üzere muayyen bir ayda ve muayyen tarihlerde vuku bulacak ay ve güneş tutulmalarının, henüz gerçekleşmediğini söylemişlerdi. Binaenaleyh, onlara göre, o Mehdi olamazdı.

Ay ve Güneş Tutulmaları

Lakin Allahu Teâlâ daima vaadini tutar ve samimi kullarına sevgi ve vefakârlık gösterir. Kendi ilahi vaadine ve Resulü Hz. Muhammed’insav gaybî haberine uygun olarak, ay ve güneş tutulmaları, 1894 yılında, aynen önceden haber verilen ayda ve tarihlerde vuku buldu ve böylece Hz. Muhammed’insav Rabbinin kadir-i mutlak olduğu bütün dünyaya ayan oldu. Allah bu semavi alameti yalnız bir kere değil, iki kere zahir etti; çünkü aynı alamet ertesi sene Batı yarımkürede tekrar zuhur etti. Doğu ve batı (eski dünya ve yeni dünya) milletleri Allah’ın kudret ve izzetine ve Yüce Peygamber Hz. Muhammedsav ile onun manevi oğlu Hazreti Mirza Gulam Ahmed’inas gerçekliğine şahadet etsinler diye, ay ve güneş tutulması aynen önceden haber verilen ayda ve tarihlerde vaki oldu.

İlahi menşeli bilgiye dayanarak böyle bir gaybî haberde bulunan Hz. Muhammedsav ve şahsında bu gaybî haber gerçekleşmiş olan manevi oğlu Hazreti Mirza Gulam Ahmedas, Allah’ın büyük kullarıdır.

Hz. Muhammed’densav Mirza Gulam Ahmed’e kadar geçen bin üç yüz yıl esnasında birkaç kişi Mehdi olduklarını iddia etmişlerdi. Fakat ay ve güneş Hazreti Mirza Gulam Ahmed’den başkasının gerçekliğine şahadet etmemişti. Sadece bu hadise bile, bu akşam tarafımdan size bildirilen tebliği ve gerçekliğine ay ve güneş şahit olan bu iddia sahibinin iddiasını ciddiyetle ve tarafsız bir zihniyetle düşünmemiz ve dikkate almamız için yeterli bir sebeptir.

Şimdiye kadar aydan ve güneşten konuştuk. Şimdi de yeryüzüne dönelim ve onun ne söylediğini bir dinleyelim. Vâdedilen Mesih ve Mehdi’nin ortaya çıkması ile garip ve harikulade olayların, muazzam maddi ve manevi değişikliklerin vuku bulması mukadderdi.

Filvaki; birçok inkılâplar ve büyük tarihi değişiklikler, onun Mesih ve Mehdi olarak ortaya çıkması ile başlayan aynı muazzam cereyanın muhtelif cepheleri olup, gerçekliğinin birer şahididir. Hem de, bu harikulade olaylar Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’insav ve Vâdedilen Mesih’in önceden haber verdikleri şekilde cereyan etmektedir.

Doğulu Güçler

Vâdedilen Mesih’in tebliğe memur olduğu ilk günlerde, batının medeniyetine ve kudretine rakip olacak hiçbir doğulu millet yoktu. Sonraları, bazı doğu milletlerinin batı hâkimiyetine ve üstünlüğüne meydan okuyacak kadar önemli dünya devletleri olarak yakında ortaya çıkacağı, 1904’te kendisine vahyedildi. Bunun akabinde, Japonya Rusya’yı 1905’te mağlup ederek, doğulu bir dünya devleti olduğu iddiasını ispat ve teyit etti. Daha sonra, ikinci Dünya Savaşında Japonya’nın sükûtunu müteakip, doğulu büyük bir dünya devleti olarak Çin ortaya çıktı. Bu iki milletin birer büyük devlet olarak ortaya çıkması tarihin seyrini değiştirdi ve yıllar geçtikçe onların tesiri büyük ölçüde kendini hissettirecektir.

Bütün bunlar, Allah’ıncc iradesine uygun olarak, Vâdedilen Mesih’e vahyedildiği şekilde vuku bulmuştur.

Çarlık Rejiminin Sona Erdirilmesi

20. yüzyılın bütün dünyada tesiri çok hissedilen başka bir olayı, Çarlığın ve emperyalist Çarlık rejiminin tasfiyesi ve Komünizmin galebesidir. Tarihin akışını değiştirdiği görülen Rus ihtilali, Vâdedilen Mesih’in istikbali önceden haber veren beyanlarına tamamı ile uygun düşmüştü.

O, ilahi vahye dayanarak, Rus Çarı ile hanedanının ve çarlık hükümetinin büyük belalara ve dertlere uğrayacağını da 1905’te haber vermişti. Hayrete şayandır ki, bu beyanın ilan edilmesi üzerinden birkaç ay geçmişken, Çarlığı ve Çar hanedanını on iki veya on üç sene sonra ortadan kaldıracak olan bir siyasi parti kurulmuştu.

En sonunda komünizmin ortaya çıkıp geniş ölçüde dal budak salması, açıklamaya hacet kalmayacak kadar malumdur. Ancak şu kadarını söyleyeyim ki, çarlık rejiminin yıkılması ve Rusya ile başka yerlerde komünizmin zafer kazanması, insanlık tarihinde ıstırap duymadan okunamayan ve önem verilmemesi katiyen caiz olmayan facialarla dolu bir fasıldır.

Sizin memleketiniz de (konferansın verildiği İngiltere) dâhil olmak üzere, dünyada hiçbir memleket komünizmin sademelerinden (çarpıklık ve kokuşmuşluklarından) ve tesirlerinden kurtulamamıştır. Fakat biz, hadiselerin cereyan tarzı karşısında şaşırmadığımız gibi, itidalimizi de kaybetmemişizdir. Onların şiddeti, sürati ve istikameti Vâdedilen Mesih tarafından daha önceden haber verilmiştir ve İlahî planın yerine gelmesinde ziyadesi ile amil oldukları çok geçmeden anlaşılacaktır.

Birbirine Düşman İki Grup

Vâdedilen Mesih ve Mehdi’nin zamanında iki büyük devlet ortaya çıkacağı ve dünyanın iki düşman gruba ayrılacağı önceden haber verilmişti ve bu haber tafsilatlı ve sarihti. Başka hiçbir devlet onların hâkimiyetine meydan okuyamayacaktı. Onlar en sonunda birbirleri ile çarpışacak ve bu esnada yok olacaklardı.

Mamafih, Vâdedilen Mesih’in önceden bildirdiği yegâne harp bu değildir. O, bütün dünyaya şamil beş büyük felaket hakkında gaybî haberde bulunmuştu.

Birinci Dünya Savaşı

Birinci Dünya Savaşı ile ilgili olarak, onun dünyayı birdenbire bastıracağını ilan etmişti. Yolculuğa çıkanlar, seyahat edenler, büyük sıkıntılarla karşılaşacaklardı. Nehirler akan kanlardan kızıllaşacaktı. Gençler manevi darbelerin şiddetli tesiri ile erken ihtiyarlayacaklardı. Dağlar infilak edip kaybolacaktı. Harbin dehşeti insanı çılgına düşürecekti. Bu, Çar’ın ortadan kalkacağı zaman olacaktı. Dünya Komünizminin tohumu ekilecekti. Donanmalar harbe hazır tutulacaktı. Büyük deniz savaşları cerayan edecekti. İmparatorluklar yıkılacak, şehirler mezarlığa dönecekti.

İkinci Dünya Savaşı

Bu muazzam felaketin peşi sıra, daha helak edici neticeler doğuracak olan daha da geniş ikinci bir dünya savaşı çıkacaktı. Bu ikinci dünya savaşı dünyanın haritasını değiştirecek ve milletlerin kaderini yeni bir biçime sokacaktı. Komünizm dünyada bir kuvvet haline gelecek ve emirlerini dikte etmeye başlayacaktı. Geniş bölgeler onun nüfuzu altına girecekti.

Bu gaybî haberler İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra aynen yerine geldi. Evvela birçok Doğu Avrupa memleketi ve arkasından yedi yüz milyonluk Çin komünist oldu. Afrika’nın ve Asya’nın yeni milletleri komünizmin son derece tesiri altında bulunuyor.

Dünya birbirine düşman iki guruba ayrılmıştır ve bu guruplar dünyayı bir ölüm ve yıkım cehennemi içine sürüklemeye hazır bulunan son sistem silahlarla tepeden tırnağa kadar silahlanmıştır.

Üçüncü Dünya Savaşı Hakkında Gaybî Haber

Vâdedilen Mesih, İkinci Dünya Savaşı’nı daha da geniş bir üçüncüsünün takip edeceğine dair başka bir gaybî haber de vermiştir. İki hasım taraf o kadar ani bir şekilde çarpışacaklar ki, herkes gafil avlanacaktır.

Gökten ölüm ve yıkım yağacak ve muazzam alevler dünyayı saracaktır. Modern medeniyet devi yere yıkılacaktır. Bu hengâme içinde komünistler de, onlara düşman olanlar da mahvolacaktır. Bir taraftan Rusya ve peykleri, öte yandan Amerika ve müttefikleri çökecek, kudret ve ihtişamları sönecek, medeniyetleri yok olacak ve sistemleri parçalanacaktır. Kurtulup hayatta kalanlar bu facia karşısında şaşkına döneceklerdir.

Rusya’nın İslamiyet’i Kabulü

Rusya, batıya nazaran, bu felaketten kendini daha evvel toplayacaktır. Gaybî haberden, Rusya halkının süratle kalkınacağı ve çoğalacağı anlaşılmaktadır. Onlar Yaratıcıları ile uzlaşacaklar, İslamiyet’i ve Yüce İslam Peygamberi Hz. Muhammed’isav kabul edeceklerdir. Allah’ın ismini dünya yüzünden ve kendisini göklerden sürüp atmaya çalışan bir millet akılsızca davrandıklarını anlayacak ve Allah’ın birliğine kuvvetle inanarak O’na bağlanacaklardır.

Söylediklerim size hayal mahsulü gibi gelebilir. Fakat Üçüncü Dünya Savaşı’ndan sağ çıkanlar sözlerimin doğruluğuna şahadet edeceklerdir. Bunlar Allah’ın sözleridir ve yerine gelecektir. Kimse O’nun takdirine engel olamaz.

İslamiyet’in Zaferi

Üçüncü Dünya Savaşı’nın sonu, İslamiyet’in zaferinin başlangıcı olacaktır. İnsanlar yığın yığın İslamiyet’in gerçekliğine iman getirecekler, hak dinin yalnız İslamiyet olduğunu ve ancak Hz. Muhammed’insav tebliği vasıtası ile insanlığın kurtulabileceğini takdir edeceklerdir.

Bütün bu hadiseler insanlık tarihinde önemli dönüm noktalarıdır. Doğu ufkunda evvela Japonya’nın ve sonra Çin’in büyük birer devlet olarak belirmesi, Çarlık Rusya’sının ortadan kalkması, komünizmin muzaffer olup dünyada nüfuz kazanması, dünya haritasını değiştiren Birinci Dünya Savaşı ve dünyada kıyamet kopmasına benzer karışıklıklar meydana getiren İkinci Dünya Savaşı alelade olaylar değildir.

Bunlar, Vâdedilen Mesih’in önceden haber verdiği şekilde vaki oldu. Kendisi 26 Mayıs 1908’de ilahi memuriyetini tamamlayıp Allah’ın rahmetine kavuştu. Lakin onun bu gaybî haberleri mezkûr tarihten çok evvel geniş ölçüde yayınlanmıştı. Bu ciheti gözden kaçırmamak gerekir.

Binaenaleyh, İslamiyet’in nihai ve cihanşümul zaferine dair olan vahiy ve gaybî haberler de, zamanı gelince, muhakkak gerçekleşecektir. Çünkü onlar aynı zincirin halkalarıdır. İslamiyet’in tekrar canlandığını gösteren alametler şimdiden ortaya çıkmıştır. Bu alametler aşikâr olmasa bile, yine de kolayca seçilebilmektedir. İslamiyet’in güneşi en sonunda bütün ihtişamı ile meydana çıkacak ve dünyayı ışıklandıracaktır. Fakat bundan evvel, dünyanın başından, insanlığı sarsacak ve uslandıracak yeni bir harp yeni bir kanlı macera geçmesi iktiza ediyor.

Bir Uyarı

Fakat baylar, unutmayın ki, bu gaybî haber bütün diğer gaybî haberler gibi, bir ihtar, bir ikazdır. İnsan Rabbine yönelir, pişmanlık duyar ve halini ıslah eylerse gaybî haberin yerine gelmesi geciktirilebilir ve hatta önlenebilir.

İnsanoğlunun zenginlik, kuvvet, şöhret ve şan gibi sahte tanrılara tapmaktan vazgeçmesi, Rabbi ile hakiki ve samimi münasebet kurması, bütün kötülüklerden ve günahlardan sakınması, Allah’a ve insanlara karşı vazifesini yapması ve insanlığın gerçek refahı uğrunda çalışmayı öğrenmesi şartı ile Allah’ın gazabından kurtulma imkânı henüz mevcuttur.

Her şey, bugün dünyaya hâkim olan ve servet, kuvvet, şan ve ihtişam şarabının başlarına vurması ile kendilerinden geçen milletlere bağlıdır. Onlar bu mestlikten ve sarhoşluktan vazgeçmeye hazır mıdırlar? Manevî ve ruhî saadete nail olmaya istekli midirler? Hazır ve istekli değillerse Allah’ın gazabı muhakkak suretle gelecektir. Saptıkları kötü yoldan dönmezlerse, kibirlerinden ve azametlerinden vazgeçmezlerse, taptıkları sahte tanrılarla sahip oldukları servet ve kudret onları tedip[2] sillesinden kurtaramayacaktır.

Binaenaleyh, hem kendinize hem de çocuklarınıza karşı müşfik olunuz. Merhameti, şefkati ve ihsanı bol olan Rabbinizin sesine kulak veriniz. Allah’tan size şefkat ve merhametle bakmasını, gerçeği kabul etmenize ve ondan yararlanmanıza fırsat ve imkân vermesini niyaz eylerim.

Manevi ve Ruhi Bir İnkılâp

Şimdi, Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’insav büyük manevi evladı Hazreti Mirza Gulam Ahmet tarafından yaratılması mukadder bulunan manevi ve ruhi inkılâba dair bir iki söz söyleyeceğim.

Evvela, Hazreti Mirza Gulam Ahmed ortaya çıktığı sıralarda, İslamiyet’in son derece kuvvetten düşmüş ve gerilemiş bir durumda olduğunu hatırlayalım. Müslümanlar fakir ve cahildi. Sanayileşme bakımından geri idiler, ticaret ve iş hayatında teşebbüsü ellerinden kaçırmışlardı ve siyasi kuvvetleri kalmamıştı. Dünyanın hiçbir yerinde gerçek manası ile bağımsızlığa sahip değildiler. Manevi bakımdan iflas etmişlerdi ve büyük bir hüsran içinde idiler. Hatta yükselmek ve dünyanın zinde ve enerjik milletleri safında yer almak arzusundan bile mahrumdular. İslamiyet her taraftan hücumlara maruz kaldığı halde, onu müdafaa edecek kimse yoktu. Hıristiyanlık Müslümanlığın en faal, en amansız düşmanı idi. Dünyanın dört bucağına yayılan misyonerler, İslamiyet’e karşı şiddetli bir savaş açmışlardı. Hıristiyanların parası ve siyasi kudreti her tarafta yardıma hazır ve istekliydi.

Hıristiyan saldırısının hedefi daima İslamiyet’ti. Hıristiyanlık, üstünlüğünden ve zaferinden o kadar emindi ki, çığırtkanları böbürlenerek:

  1. Afrika kıtası çantamızda bir kekliktir.
  2. Hindistan’da tek bir Müslüman kalmayacaktır.
  3. Hıristiyanlığın bayrağını Kâbe’ye çekmek zamanı gelmiştir, diye dünyaya ilan ediyorlardı.

Hazreti Mirza Gulam Ahmedas ile onun etrafında toplanan birkaç fakir Müslüman’dan başka hiç kimse böyle iddialar ileri sürenlerin karşısına dikilmemişti. Hazreti Mirza Gulam Ahmed’in kudreti, parası, siyasi desteği yoktu. Fakat bütün kâinatın Rabbi ve sahibi onun yardımcısı idi. İslamiyet’in tekrar canlanacağı ve manevi kuvveti sayesinde bütün öteki dinlere galebe çalacağı günlerin yakın olduğunu dünyaya duyurmaya Hazreti Mirza Gulam Ahmed’i memur eden Allah’tı.

Erdemli Bir Peygamber; İsa Mesihas

Burada bir noktayı açıklamak istiyorum. İslamiyet’in talim ve telkinine ve biz Müslümanların inancına göre, İsa Mesih Allah’ın gerçek bir peygamberi ve annesi de bir fazilet ve ahlak örneği idi. Kur’ân’da her ikisinden hürmetle bahsediliyor. Filvaki, Kur’ân Meryem’i bir namus ve iffet misali olarak göstermekte ve dört İncil’de kullanılan lisandan daha hürmetkâr bir lisanla anmaktadır. Ancak onların Kilise tarafından Allah mertebesine çıkarılmasını Kur’ân şiddetle kınamıştır. Onların bu şekilde tanrılaştırılması ve Kilise’nin Yüce Peygamber Hz. Muhammed’isav kabul etmemesi, Hıristiyanlığı ve Müslümanlığı birbirinden kesin olarak ayıran hatlardır.

Yeni Bir Gökyüzü, Yeni Bir Dünya

Vâdedilen Mesihas şöyle demişti;

Bizimle Kilise Hıristiyanlığı arasında bir karara varma imkânını daima düşünmekteyim. Ölülere tapma sapıklığı kalbimi kanatmaktadır. Zira aciz bir insana Allah diye tapmaktan ve bir avuç toprağı âlemlerin Rabbi diye ilan etmekten daha acıklı, daha hazin, bir şey var mıdır?

Rabbim ve mürşidim olan Allahcc kendi birliğinin en sonunda galip geleceğini; bütün öteki tanrıların ortadan kalkacağını; sahte ilahların kendilerine isnat olunan ulûhiyet vasfından tecrit edileceğini: Meryem’e Allah’ın anası diye tapma devrinin nihayete ereceğini ve Meryem oğlu İsa’ya Allah nazari ile bakan akidenin iflas edeceğini bana bildirmeseydi, şimdiye kadar kahrımdan helak olurdum.

Allahu Teâlâ Kur’ân’da, istersem Meryem’i ve oğlu İsa’yı ve yeryüzündekilerin hepsini yok ederim, demektedir. Allah şimdi ikisinin sahte tanrılığının yok olmasını istemiştir ve binaenaleyh bu iki sahte tanrı yok olmalıdır. Onları kimse kurtaramaz. Onlarla birlikte, sahte tanrılara itaati emreden temayüller de yok olmalıdır.

Artık yeni bir yeryüzü ve yeni bir gökyüzü ortaya çıkacaktır. Hakikat güneşinin Batı’da doğacağı ve Avrupa’nın gerçek Allah’ı öğreneceği günler yakındır. Ondan sonra tövbe ve istiğfar kapısı kapanacaktır. Çünkü kapıdan girmek isteyenler zaten şevk ve tehalükle[3] çoktan içeri girmiş bulunacaktır.

Yalnız, yaratılış itibari ile kalpleri kapalı olanlar ve nurdan değil karanlıktan hoşlananlar, dışarıda kalacaklardır. İslamiyet’ten başka bütün dinler ortadan kalkacak ve zulmet ve karanlığın kuvvetlerini imha etmesi mukadder olan âsumâni İslamiyet silahından başka bütün silahlar körlenip kırılacaktır. Çöllerde bütün dinlerden bihaber olarak yaşayanların bile kalplerinde sezdiği Allah’ın birliği akidesi yakın bir günde her tarafa yayılacaktır. O gün gelince, İsa’nın ölümü ihtiyar ederek âlemin günahlarına kefaret olması gibi sahte akideler ve sahte tanrılar ortadan kalkmış olacaktır. Allah’ın elinin bir fiskesi ile küfrün bütün entrikaları tesirsiz kalacak; fakat bu, top veya tüfek veya kılıçla değil, bazı kalplerin nur-u ilahi ile aydınlanması, din ve takva sahiplerinin kalplerine ilahi ışık dolması sureti ile vuku bulacaktır. Söylediklerimi ancak o zaman anlayacaksınız.”[4]

Hazreti Mirza Gulam Ahmed’in gaybî beyanlarda bulunduğu günden bu yana din âlemi baştanbaşa değişmiştir. Geniş Afrika kıtası, Hıristiyanlık saflarına katılacağı yerde, İslamiyet’in bayrağı etrafında toplanmaktadır. Hindistan’da Hıristiyan misyonerleri tecrübesiz genç Ahmedilerle bile karşılaşınca tabanları yağlayıp kaçıyorlar. Hıristiyanlığın bayrağını Mekke’ye dikmek arzusu bugüne kadar boş bir arzu olarak kalmıştır ve ebediyete kadar da öyle kalacaktır.

İslamiyet’in zaferine dair olan gaybî haberlerin alametleri gittikçe daha aşikâr olarak görülmektedir. Üçüncü Dünya Savaşı hakkındaki gaybî haberi biraz evvel anlatmış ve bu harpten sonra İslamiyet’in bütün şaşaası ile muzaffer olarak ortaya çıkacağını söylemiştim. Ayrıca, böyle bir üçüncü genel harp felaketinin samimi tövbe ve istiğfar yoluyla ve keza İslamiyet’in öğrettiği fazilet yolunu takip etmek sureti ile önlenebileceğine de işaret etmiştim.

Allah ile şek ve şüpheden arî iman ve itikada dayanan doğru bir münasebet kurma yolunu seçerek kendinizi ve çocuklarınızı kurtarmak veyahut da sizi Allah’tan uzaklaştıracak yolları tercih edip kendinizi ve evlatlarınızı toptan mahfe mahkûm etmek artık size düşer.

İlahi Uyarıcıdan Bir Uyarı

Hazreti Mirza Gulam Ahmed, Allah ile Resulü Hz. Muhammedsav adına, sizi uyarmış ve böylece İlahi uyarıcılık vazifesini yapmıştır. Dilerim ki, Allah size cesaret ve kuvvet bahşetsin ve siz de vazifenizi yapasınız. Müsaadenizle, konuşmamı, Hazreti Mirza Gulam Ahmed’inas şu sözleri ile bitireyim;

“Allah’ın, birçok zelzeleler vuku bulacağından, beni haberdar ettiğini her zaman hatırlayınız. Zelzelelerin, Amerika ve Avrupa gibi, Asya’yı da sarsacağına emin olunuz. Bunlardan bazısı kıyamet gününü andıracaktır.

O kadar çok insan ölecek ki kandan ırmaklar akacak, hatta hayvanlar ve kuşlar bile ölümden masun (korunmuş) kalmayacaktır. Misli görülmemiş muazzam hasar ve tahribat yeryüzünü silip süpürecektir. Meskenler, sanki içinde kimse yaşamamış gibi, harab olacaktır. Bunlarla birlikte, yerden ve gökten daha başka öyle büyük felaketler gelecek ki, bunların fevkalbeşer mahiyetini aklı başında olan herkes en sonunda anlayacaktır. Bütün fen ve felsefe kitaplarında bunların benzeri bulunmayacaktır. O zaman insanoğlu son derece sıkıntıya düşecek ve şaşkınlık içinde ne olacağını düşünecektir. Birçokları kurtulacak, fakat birçokları da telef olacaktır.

Gerçekten o günler yakındır. Dünyanın müthiş bir manzaraya şahit olacağı günlerin yakın olduğunu görüyorum. İnsanlığın başına yalnız zelzeleler değil, başka birçok korkunç felaketler de gelecek; bunların bir kısmı yerden, bir kısmı da gökten fışkıracaktır.

Bunların hepsi olacaktır; çünkü insan gerçek Rabbine tapmaktan vazgeçmiş ve bütün benliği ve enerjisi ile kendini dünya işlerine vermiştir. Ben gelmemiş olsaydım, bu belalar belki de bir müddet geciktirilecekti. Fakat benim gelişimle, gazaplanmış Allah’ın şimdiye kadar açıklanmayan gizli maksatları aşikâr olmuştur.

Allah, ‘bir resul göndermedikçe cezalandırmam’ buyurmuştur. Başlarına felaket gelmeden evvel tövbe ve istiğfar edenler selamete erişecekler ve aman bulacaklardır. Bu felaketlerden masun kalacağınızı mı sanıyorsunuz? Veyahut da, bir hile veya tedbir ile kurtulabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Bunu kesinlikle aklınızdan çıkarın. O gün hiçbir hile veya tedbirin faydası olmayacaktır. Amerika’nın ve diğer memleketlerin başına gelen zelzelelerden sizin memleketinizin masun (korunmuş) kalacağını sanmayın. Filvaki, sizin başınıza gelecek zorluklar daha da büyük olabilir.

Ey Avrupa, kendini emniyette bilme ve ey Asya sen de kendini masun sanma! Ey siz adalarda yaşayanlar, sahte tanrılar imdadınıza gelmeyecektir. Şehirlerin yıkıldığı ve meskûn yerlerin harabezara döndüğünü görüyorum.

Bir ve tek olan Allah uzun müddet sessiz durdu. Gözlerinin önünde habis ve şeni[5] işler işlendiği halde, ses çıkarmadı. Fakat O, artık heybetli ve muhteşem çehresini gösterecektir. Kulağı olan işitsin ki, o zaman uzak değildir. Herkesi Allah’ın himayesi altına getirmek için elimden geleni yaptım; fakat her ne yazıldı ise yerine gelmesi mukadderdir. Gerçek olarak söyleyeyim ki, yakında bu memleketin de sırası gelecektir.

Nuh’un devri gözlerinizin önünde tekrar zuhur edecek ve Lut’un şehirlerinin başına gelen felaketi kendi gözlerinizle göreceksiniz. Fakat Allah’ın gazabı çabuk gelmez. Tövbe edin ki mağfirete nail olasınız. Allah’tan korkusu olmayan diri değil ölüdür.”

“Bütün hamd-ü sena âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” diyerek sözüme son veriyorum.


[1] Geleceğe dair verilen haber

[2] Terbiye verme, haddini bildirme

[3] İstekle atılarak

[4] Tabligh-e-Risalat bölüm 6; sayfa 8-9

[5] Kötü, çok fena, çirkin, günahlı iş

Start typing and press Enter to search