Suçlamalar Ve Arka Plânı
Müslüman Ahmediye Cemaati Başkanı Halifet-ül Mesih IV. Mirza Tahir Ahmed Hazretleri’nin 25 Ocak 1985 Cuma günü Londra’nın Fazl Camii’nde verdiği Cuma hutbesi metnidir.
Kendileri Kelime-i Şahadet, İstiaze ve Fatiha Suresi’ni okuduktan sonra kendileri şu ayetleri (9:30-33) okudular:
وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللّٰهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسٖيحُ ابْنُ اللّٰهِ ذٰلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُنَ قَوْلَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ ۞ اِتَّخَذُوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَالْمَسٖيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا اُمِرُوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اِلٰـهًا وَاحِدًا لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ ۞ يُرٖيدُونَ اَنْ يُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَيَاْبَى اللّٰهُ اِلَّا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ۞ هُوَ الَّذٖى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ ۞
Bu ayetleri okuduktan sonra söze şöyle başladılar: Pakistan’da şu anda iktidarda bulunan Sıkıyönetim Hükümeti’nin Müslüman Ahmediye Cemaati aleyhinde başlattığı yalanlama ve suçlama hareketinin birçok şekli bulunmaktadır. Bir yandan memleketin suçsuz halkına baskı yapılmakta, çıkarları da, Vadedilen Mesih Mirza Gulam Ahmed’iا as yalanlamadıkları müddetçe işlerinin yürüyemeyeceği prensibine bağlanmış bulunmaktadır. Kısacası böylece Pakistan’ın şu anda iktidarda bulunan Sıkıyönetim Hükümeti, Hz. Ahmed’ias reddedip yalanlamak meselesini halkın mecburen benimsediği bir duruma sokmuştur. Ne olursa olsun bu öyle halkla ilgili bir hareket değildir ve böyle bir istek halkın kalbinde doğmamaktadır. Aksine memleketin yürürlüğe konmuş olan şu andaki sıkıyönetim yasası, her Pakistanlıyı mecbur bırakmakta, ya Hz. Ahmed’ias yalanlamasını veyahut da birtakım çıkarlarından yoksun ve mahrum kalacağını ileri sürmektedir. Hatta artık, Vadedilen Mesih Hz. Ahmed’ias yalanlamadığı müddetçe bir Pakistan vatandaşına oy hakkı bile verilmemektedir. Hem Pakistan’da hem de Pakistan dışında birçok kişiye şahit olmuşuzdur. Onlar bu yasayı protesto ederler ve açıkça Mirza Ahmed’ias tanımadıklarını ve gerçekten o yüzden günahına giremeyeceklerini ifade ederler. Yalnız Hz. Ahmed’ias yalanlamadıkları müddetçe işlerini yürütmeleri hususunda zora koşulmaktadırlar. Bu yüzden, sonunda onların çoğu yalanlama yazısına imza atmaya mecbur olmaktadır.
Hz. Ahmed’ias yalanlamanın ikinci yolu Müslüman Ahmediler’i çıkarlarından yoksun bırakmaktır. Onlara türlü zulüm ve haksızlıklar yapılmakta ve onlara zulüm edenlere arka çıkılmaktadır. Müslüman Ahmediler’in mallarını yağma edenler korumaya alınmakta ve canlarına saldıranlar devlet güvencesi altında rahatlarını bulmaktadırlar. Müslüman Ahmediye Cemaati veya Müslüman Ahmediler lehinde tanıklık edenler yalanlanmakta ama muhalif grubun sözde tanıkları bile kabul edilmektedir. Kısacası buna benzer birçok baskı vardır. Meselâ Müslüman Ahmediler işlerinden atılmaktadır ve öğrenciler tahsil hakkından yoksun bırakılmak istenmektedirler. Bu ve buna benzer değişik baskılar, günlük yaşamlarında Müslüman Ahmediler’e rastgele ve çoğunlukla uygulanmaktadır. Düşmanlar, Müslüman Ahmediler’e böylece işkence yaptıkları takdirde, sonunda usanarak Müslüman Ahmediye Cemaati’ni bırakacaklarını sanmaktadırlar. Fakat bütün dünyanın bildiği gibi, şimdi Pakistan’da bile şu his uyanmıştır ki harcanan bütün bu çabalar Müslüman Ahmediler’i, bu Cemaat’ten ayırmaya muvaffak olamamıştır. Hatta elde edilen sonuç buna tamamen ters olmuştur. Allah’ıncc yardımıyla Müslüman Ahmediler’in imanları o kadar kuvvetle ve öyle bir hızla artmış, ihlas ve iyi niyetlerinde de öyle bir gelişme olmuş, içlerinde özveri ve fedakârlık ruhu öyle yeni isteklerle uyanmıştır ki, böyle bir durum ve böyle bir iman gücü daha önce hiç göze çarpmamıştır. Allah’ıncc lütfu ve yardımıyla Müslüman Ahmediye Cemaatinde daha önce görülmeyen istek, irade gücü, ayrıca fedakârlık ve özveri ruhu ve azmi belirmiştir. Bu Allah’ın cc öyle büyük bir lütfudur ki Pakistan Sıkıyönetim Hükümeti bu yönden de düşmanlık faaliyetlerinde başarısızlığa uğramıştır.
Pakistan Sıkıyönetim İdaresi’nin Müslüman Ahmediye Cemaati aleyhinde harcadığı çabaların ilk kısmının başarısızlığa uğradığı meselesine gelince, gerçek şudur ki, Cemaat üyeleri tarafından gelen bilgilerden öğrendiğimize göre Müslüman Ahmediye Cemaati mensubu olmayan her Pakistan’lı “Tekzip” (yalanlama) kâdığına imza attığı zaman, içinde bir korku ve ürperti hisseder. O, kendi kalbinde şu soru belirdiğini sezer: Tekzip edip yalanladığım bu şahsın iddialarını iyice ve baştan sona araştırıp tam bir güvenle mi bu şahsın bir yalancı olduğuna karar verdim yoksa yalnız ve yalnız dünya çıkarlarım uğruna mecburen ve aşağılıkça bir tavır sergileyerek “Tekzip” fermanını imzalamaya mı zorlandım?
Bu, Pakistan halkı arasında uyanan genel bir his ve umumi bir tepkidir. Demek ki vatandaşın hür vicdanına seslenmek ve onu uyarmak gibi bizim yapamadığımız vazifeyi Allah’ın cc kaderi gerçekleştirmiştir. Yoksa daha önce Müslüman Ahmediye Cemaati hakkında dikkatsizlik ve bilgisizlik çok yaygındı. Gerçek şudur ki, Müslümanlar değişik hiziplere bölünmüşlerdir, yalnız aralarında kendi inançlarını, İslâm’ın gerçek fikir temelinin ve İslâmiyet’e göre yerine getirmeleri gereken ameli vecibelerinin ne olduğunu bilen pek az insan vardır. Kısacası değişik hiziplere bölünmüş gözükenlerin, içinde hayatlarını gafletle geçirenler bulunmaktadır. Müslüman Ahmediye Cemaati hakkında da fazla bilgiye sahip olmadıklarından dolayı onlar bu Cemaat ile ilgilenmemekteydiler. Aralarında bu Cemaat’in, el-iyazü billah, yalancı bir Cemaat olduğunu düşünerek buna karşı çıkanların sayısı pek azdı. Mollaların korkusu ve halkın baskısı yüzünden sessizce seyirci kalanların sayısı ise çok fazla idi. Fakat şimdi Pakistan’ın her köşesinde Müslüman Ahmediye Cemaati bilinmektedir. Hatta bir Müslüman Ahmedi’nin göz atıp bakmadığı bölgelere bile, Müslüman Ahmediye Cemaati kurucusu Vadedilen Mesih Hz. Ahmed’inas ismi ulaşmıştır. Oralarda insanlar Müslüman Ahmediye Cemaati’ni tanımakla kalmayıp, vicdanları da uyarılmıştır. Çünkü külliyeten bilgisiz ve habersiz insanlar bile izinli olmadıkları bir karara mecbur bırakılmışlardır. Bunun neticesi olarak Müslüman Ahmediye Cemaatini anlayıp tanımaları konusunda, Allah’ın lütfuyla, uyanabilen bir merak zaten uyanmıştır ve onun emareleri daha şimdiden belirmeye başlamıştır.
Müslüman Ahmediye Cemaati aleyhinde bugünlerde üçüncü bir çaba, türlü kitap ve broşür yayınlamak suretiyle yapılmaktadır. Çok geniş çapta kitaplar yayınlanarak dağıtılmaktadır. Bazı broşürler değişik dillere tercüme ettirilerek, hem Pakistan’ın dış ülkelerdeki büyük elçilikleri vasıtasıyla, hem de direk ve dolaysız olarak, bütün dünyaya dağıtılmıştır. Bu kitap ve broşürlerde, tamamen yalana ve iftiraya başvurulmuş, Müslüman Ahmediye Cemaati kurucusu Vadedilen Mesih, Hz. Ahmed’inas karakteri kasten çirkin gösterilmeye çalışılmıştır. Bu da bütün dünyada bulunan Müslüman Ahmediye Cemaati üyelerini aşırı derecede rencide etmiştir. Özellikle Pakistan’daki Ahmedi Müslümanlar için bu durum son derece acı vericidir. Çünkü orada gece gündüz gazetelerde bu konuda çirkin yazılar yayınlanmaktadır. Pakistan Sıkıyönetim İdaresi milyonlarca Rupi[1] harcayarak Vadedilen Mesih’e hem kendileri hem de başkaları tarafından küfür ettirmekte, yalanlamalarında da dünya, akıl, insanlık ve ahlâkla ilgili hiçbir kuralı kesinlikle dikkate almamaktadır.
İşte Vadedilen Mesih aleyhinde değişik dillerde öyle saçma sapan hikâyeler yayınlanmakta ve bütün dünyaya teşhir edilmektedir ki bu suçlamaları insanın hafızası kabul edemez. Acaba bu uygar ve medeni çağda bu derece ahlâk düşüklüğü mümkün müdür? diye düşünmeye mecbur olur ve bu gerçeği şaşkınlıkla müşahede eder. Normal bir insanda bile böyle adetler bulunursa bu, o insanın ahlâken zayıf olduğuna işaret eder. Hükümetler, ister dinsiz ister ateist olsun, sorumluluk hissî taşırlar. Onların kullandıkları lisanda biraz vakar, üsluplarında da biraz nezaket bulunur ve onlar ona genellikle riayet ederler. Bir grubu ne kadar kötülerlerse kötülesinler ve ne kadar büyük düşman olduğunu kabul ederlerse etsinler, ne olursa olsun, yine de onlar genel dünya geleneklerini daima muhafaza ederler. Lâkin bütün dünyada, bütün ahlâk kurallarını aşmış ve bütün ahlâk sınırlarını geçmiş olan işbaşındaki tek hükümet örneği Pakistan’da bulunmaktadır. Bu hükümet, Moçi Dervaza[2] yahut Amritsar çarşılarında duyulan ve Ahrarlar’ın[3] sözde fatihlerinin Kadiyan’a[4] saldırdıkları zamanında duyulmaktaydı. Şimdi artık bu lisan Pakistan Sıkıyönetim Hükümeti lisanı olmuştur. Bu hükümetin mizacında, karakterinde ve memleketi yönetme tarzında tam olarak Ahrar’lık rengi hakim olmuştur Bütün dünyada göze çarpan bu hükümetin gerçek şekli işte budur.
Bugünlerde saçma sapan suçlamalarla Ahmediyet’e ve Vadedilen Mesih Hz. Ahmed’eas saldırmak Pakistan Sıkıyönetim Hükümeti’nin başlıca işi olmuştur. İşte bu konuda “Kadiyaniyet İslâm Ke Liye Sengin Hatra” (Kadiyanilik İslâm İçin Büyük Tehlike) adlı küçük bir kitap hazırlanarak büyük bir ihtimamla ve çok sayıda bütün dünyaya dağıtılmıştır. Geçen bir cuma hutbemde, bununla ilgili bir açıklama yapmış, içinde ileri sürülen bütün iddiaları tek tek inceleyerek bu konudaki fikrimi beyan edeceğimi söylemiştim. Bu arada Müslüman Ahmediye Cemaati ulema ve yazarları da az çok bu konuda çaba sarfetmişlerdir. Bazı dostlarıma ben mesaj göndermiştim ve onlar çok güzel ve seçkin makaleler hazırlayarak bana göndermişlerdir. Bu makalelerin bir kısmı yayınlanmak için hazır duruma bile gelmiştir. Mamafih, bu makalelerin her Ahmedi Müslüman’ın eline geçmesi zordur. Ayrıca Cemaat’in bir kısmı tahsil görmemiştir; bir kısmı da okumaya alışık değildir. Zaten bazı insanlar kitap okumayı âdet edinmemişlerdir. Bu bakımdan hutbelerim vasıtasıyla Cemaat ile ne kadar kuvvetli ve derin irtibat sağlamak mümkünse başka hiçbir vasıta ile bu irtibatı kurmak mümkün değildir. Hutbe kasetleri vasıtasıyla, ayrıca bu kasetleri değişik dillere çevirerek Cemaat’in din bilginlerinin değişik Cemaat merkezleri ile kurdukları irtibatın birçok faydasını ben bizzat müşahede ettim. İrtibatın bu yolu çok etkilidir. Gerçi bu arada sarfedilen ilmî çabalar dahi kendi zatında çok iyi ve çok faydalıdır. Biz onlardan da istifade edeceğiz. Lâkin daha önce de söylediğim gibi inşallah ben kendim de bu konuda birşeyler söyleyeceğim. Mamafih hutbemde öncelikle ben bu muhalefetin arka planını açıklamak niyetindeyim. Daha sonra hükümetin yayınladığı broşürde tekrarlanan itirazları özet olarak ele alacağım. Yahut da bir toplantıda, fazla zaman buldukça inşallah bazı konulara ışık tutmaya çalışacağım.
Bu muhalefetin arka planına gelince, Cemaat arkadaşlarım bunun çok derin bir entrika neticesi olduğunu bilmelidir. Bu konuda sarfedilen çabalar bunu göstermektedir. Daha önce neler yapılmıştır ve şimdi ne olmaktadır. Şu andaki olayların hangi halkaları 1974’deki hadiseler[5] ile ilgilidir? Şu anda Cemaat aleyhinde harcanan çabalar nasıl düzenli bir şekilde gelişme göstermiştir ve şimdi ne şekilde ortaya çıkmıştır? Şimdiki muhalefetin arka plânı işte biraz da bu şekilde karşımıza çıkar. Bunun bir yönü daha vardır ve o da yabancı güçler ve başka dinlerle ilgilidir. Bu çabaları destekleyen çok büyük emperyalist güçler vardır ve çok çirkin istekleri bulunmaktadır. Bu niyet ve istekleri yıllarca önce, düzenli bir programa göre proje haline getirilmiş idi. Bütün plânlar kayda geçmiş; kendi aralarında düzenli bir şekilde bu projeler karara bağlanmış idi. İşte milyarlarca Rupi, tam bu plâna göre Müslüman Ahmediye Cemaati aleyhinde harcanmaktadır. En azından yirmi seneden beri neyin nasıl cereyan ettiğini ben dahi bilmekteyim. Yalnız bu kadar değil, hatta bize muhalif olan Cemaatler düzenli olarak eğitilmişledir ve bu konu Pakistan’ın iç durumuna müdahale etmek için bir vesile olarak da kullanılmıştır. Bunun detayları da vardır, fırsat bulduğum veya gerek duyduğum zaman inşallah daha sonra açıklayacağım.
Daha önce de söylediğim gibi aleyhimizde başlatılan bu hareketin 1974 ile yakından ilişkisi vardır ve 1974’de cereyan eden hadiselerin temeli aslında Pakistan’ın 1973’deki anayasasıyla atılmış idi. O anayasaya bazı cümleler yahut maddeler ilave edilmişti ki, vatandaşların zihinleri bu konuya önceden hazırlıklı olsun ve böylece Müslüman Ahmediye Cemaati’ne diğer Pakistan vatandaşlarına göre ayrı ve daha az bir hak tanınsın. 1973 anayasası yürürlüğe konunca bu tehlikeyi sezerek konuyu Halife-tül Mesih III. Hazretlerine arzettim ve dikkatlerini bu meseleye çektim. Daha sonra, Cemaat değişik seviyelerde bu düşmanlığın tesirlerini ortadan kaldırmaya çalıştı. Lâkin bu çabaları sarfederken hayretle bu olayların arkasında yalnız Pakistan Hükümeti’nin olmadığını, bunların daha büyük bir plânın halkaları olduğunu ve bu meselenin daha gelişme göstereceğini sezdik. Her neyse, 1974’de bizim şüphelerimiz su yüzüne çıktı.
1974’de Pakistan’da işbaşında bulunan hükümet ile şimdiki hükümet arasında belli bir fark vardır. O hükümet hayâlıydı ve hem kendi vatandaşlarından hem de dış dünya hükümetlerinden hayâ ederdi. Yine de Müslüman Ahmediye Cemaati düşmanlığında hiçbir eksiklik yoktu. Yani plan bakımından ve Cemaat temellerine saldırmak konusunda ikisi de aynıdır. Bu bakımdan Butto hükümeti ile şimdiki hükümet arasında bu yönden hiçbir fark yoktur. Fakat hayâ konusuna gelince her iki hükümet arasında gözle görülür bir ayırım bulunmaktadır. Butto bir halk lideriydi. Ayrıca o, Pakistan halkını sevmekte olduğunu da iddia etmekteydi ve ülke halkının da sevdiği bir lider olarak kalmak, bunun dışında şiddetli bir gerek doğmadıkça yasalara aykırı davranarak dikta rejimini benimseyerek ülkeyi yönetmek istediğini de Pakistan halkının sezmesini istememekteydi. Zaten bu sebepten dolayıdır ki o, Müslüman Ahmediye Cemaati aleyhinde harekete geçmeden önce meseleyi Pakistan Büyük Millet Meclisi’ne sunarak güya ona bir halk mahkemesi şeklini vermiş ve dış dünya itiraz etmesin diye bu mahkemede Müslüman Ahmediye Cemaati’ne de savunma hakkı tanımıştı. Aslında böylece o, dış dünyada kendi etkinliğini artırmak niyetindeydi. Dış dünyadan beklediği birçok isteği vardı. O, yalnız Pakistan liderliğini yeterli görmüyordu ve etkinliğini çevre ülkelere de yaymak istiyordu. Pandit Nehru nasıl ünlü olduysa aynı şekilde Butto da bir doğu lideri olarak ünlü olmak arzusundaydı. O, yalnız Pakistan lideri olarak değil, Doğunun büyük bir lideri olarak ün yapmak niyetindeydi ve bütün dünyanın kendi politikasını beğenmesini ve takdir etmesini istiyordu. O yüzden dış dünyadan çekindiği için o, hem içte ve hem de dış dünyada, Müslüman Ahmediye Cemaati durumunu öyle bir şekilde ortaya koymak istiyordu ki güya o, tamamen mecbur kalmıştı ve başka türlüsü elinde değildi. Bununla birlikte o, direk olarak kamu baskısını kabul etmemiş, aksine yanında birkaç kişi daha olduğu halde Müslüman Ahmediye Cemaati Başkanı’nı çağırarak inançlarını izah etmeleri için uzun bir zaman harcamıştır. En sonunda Butto bunu bahane ederek artık bir şey yapamayacağını söyledi.
Böyle bir çekinme ve utanma şimdiki Sıkıyönetim Hükümetinde yoktur, çünkü bu halk oylamasıyla iktidara gelen bir hükümet değildir ve dış dünyanın fikrine de bir değer vermemektedir. Bir diktatör, ne olursa olsun diktatördür. O yüzden zahirde o, ne kadar çaba sarfederse etsin, diktatörlüğünün mutlaka bir isteği vardır. O da şu ki: Ne olursa olsun, dünya ne derse desin, buna itibar etmemelidir. Diktatörlüğün mizacında ve huyunda bu vardır. Yani çaba sarfetmelidir: Dünyanın beğenisi kazanılabilirse ne âlâ. Lâkin takdir edilmezse de fazla gam yememelidir. Diktatörlük hiç yılmamalıdır. Böylece diktatörlük mizacında bulunan laubalilik ise, aleyhimizde yürütülen şimdiki propaganda kampanyasında açık olarak göze çarpmaktadır.
1974 senesinde işbaşındaki hükümet Müslüman Ahmediye Cemaati hakkında bir karar vermeden önce hiç olmazsa bu Cemaat’e bir fırsat tanıdı. Pakistan Büyük Millet Meclisi’nde on dört gün sorgulama yapıldı ve cevaplar verildi. Müslüman Ahmediye Cemaati yazılı olarak inancını savundu. Bununla birlikte o hükümet, çok açıkgöz ve kurnaz olduğu için, Millet Meclisi toplantısı esnasında dahi durumun önemini kavramıştı ve toplantıdaki konuların ve sorularla cevapları kapsayan bütün işlemlerin dünya kamuoyuna sunulduğu takdirde hükümetin amacına ulaşamayacağını anlamıştı. Hatta netice tamamen ters bile olabilirdi. Dünya kamuoyunun, Pakistan Sıkıyönetim Hükümeti’nin, Müslüman Ahmediye Cemaati’ne her çeşit hak ve kolaylıkları tanıyarak hakkında doğru bir karar verdiği sonucuna varmaması hatta tam tersine bir sonuca da varması mümkündü ve dünya kamuoyu Müslüman Ahmediye Cemaati’nin, Pakistan Sıkıyönetim İdaresinin kararı karşısında mazlum bir duruma düştüğüne de hüküm verebilirdi. Çünkü Müslüman Ahmediye Cemaati, inancını destekleyen hem mantıkî, hem de ilmî eserlere dayanan öyle güçlü ve kesin deliller ileri sürdü ki, onları göz önünde bulunduran hiç kimse Müslüman Ahmediye Cemaati’nin, Müslüman bir Cemaat olmadığına kesinlikle karar veremez. İşte bu tehlikeyi önlemek içindir ki, yasa ve emir gereğince Müslüman Ahmediye Cemaati’nin Pakistan Millet Meclisi’ndeki gündemleri hakkında delil toplaması ve kayıt tutması yasak edildi. Aynı zamanda Pakistan Hükümeti’nin de bu konuları dünya kamuoyuna açıklamamasına karar verildi.
Bu işlemlerin sonucu neydi? Bunun cevabı şu hadiseden çıkarılabilir. Bir gün bir yerde bir milletvekiline şu soru soruldu: Niçin bu konuları kamuoyuna açıklamıyorsunuz? Sizce bütün millet meclisi, Müslüman Ahmediye Cemaati’nin yanlış olduğuna ve inançlarının da İslâmiyet ile bir alâkası olmadığına oybirliği ile karar vermiştir. Öyleyse Millet Meclisi’nde gündeme getirilen konuları yayınlayarak onların yanlışlıklarını bütün dünya kamuoyuna açınız. Bunun üzerine o gülerek şöyle cevap verdi: Yanlış söylüyorsunuz; Yaymadığımıza şükrediniz. Eğer biz o tartışmayı yayar isek, Pakistan halkının yarısı bu Cemaat’e girer.
Bence böyle söylemesi tecahül-i ariftendir. Eğer gerçekten Pakistan’ın uysal halkına Müslüman Ahmediye Cemaati’nin düşünceleri tam olarak aktarılabilirse, bütün Pakistan halkının Müslüman Ahmediye Cemaati’ne girmemesine hiç sebep yoktur. Daima yoksul kalan ve kaderlerinde hidayet bulunmayan birkaç şanssız dışında tabii. Çünkü Araf Suresinin 187. ayet-i kerimesinde Allah’ıncc buyurduğu gibi:
مَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَا هَادِىَ لَهُ
Allah’ın cc hidayete erdirmek istemediği kişileri hiç kimse, dünyanın hiçbir kuvveti hidayete kavuşturamaz. Demek ki bu çeşit istisnalar daima mevcuttur. Lâkin Pakistan’ın genelde çoğunluğu hakkında iyi düşüncelere sahibim. Eğer Müslüman Ahmediye Cemaati inançları doğru olarak onlara izah edilebilirse, bilhassa daha mantıklı olan ve eskiler kadar taklit düşüncesine de bağlı olmayan yeni nesillere inançlarımız aktarılabilirse, inşallah büyük çoğunluğunun bu Cemaat’e katılacağını Allah’tan ümit etmekteyim.
Pakistan Sıkıyönetim Hükümeti bu konuda şöyle önlem aldı: Tek yönlü olarak Müslüman Ahmediye Cemaati’ne saldırdı ve yalan suçlamalarda bulundu; fakat bu Cemaat’e cevap fırsatı vermedi ve savunma hakkı tanımadı.
Hatta bu Cemaat’e saldırmadan önce; içinde bu yanlış suçlamaların cevabı bulunan Cemaat’in bütün kitaplarına bile el koydu. Sıkıyönetim Hükümeti siyasetinde bulunan bu tezat içinde bir akılsızlık bulunmaktadır. Bir taraftan Vadedilen Mesih’in kitaplarına, içinde Pakistan halkını üzebilecek yazılar vardır diyerek el konulmakta; diğer taraftan, kendilerine göre Pakistan halkını üzecek cümleler derlenerek yalnız onlar yayınlanmaktadır. Bu ne büyük akılsızlıktır. Vadedilen Mesih’in kitaplarını, içinde Müslümanları, özellikle Pakistan halkını üzecek yazılar bulunmaktadır diyerek el koyuyoruz diyorsunuz. Peki bunun çaresi nedir? Müslümanları üzmeyecek kısımların yayınlanmasını yasak etmişsiniz. Fakat sizin kendi fikrinizce Müslümanları üzecek yazıları ise, Pakistan Hükümeti hesabına, büyük para sarfederek yayınlıyor ve bütün dünyaya yayıyorsunuz. Demek ki, görünüş itibarıyla zahirde bu bir tezattır, fakat bu tezat ve aksilik bir kurnazlığa dayanmaktadır.
Aslında Pakistan Sıkıyönetim Hükümeti, Müslüman Ahmediye Cemaati’ne zalimane ve çirkin bir şekilde saldırmak niyetindeydi. Vadedilen Mesih’in kitaplarında bütün itirazların cevapları bulunmaktadır ve bunları okuyan her iyi insanın itirazı, sözün gelişine bakarak kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Pakistan Millet Meclisinde de aynı şey müşahede edildi. Halife-tül Mesih III. beni de beraberinde götürmüştü. Orada yapılan işlemlerde ben ve arkadaşlarım bu gerçeği hayretle müşahede ettik. Vadedilen Mesih’inas bir yazısına saldırıldığı zaman, Halife-tül Mesih III, itiraz edilen yazının biraz başından biraz da sonundan okurdu. Ondan sonra başka hiçbir cevaba gerek kalmazdı. Dinleyiciler o saldırının uydurma olduğunu ve yazının tam olarak verilmediğinden kaynaklandığını anlayarak teselli bulurlar ve doğrulukla hiçbir alâkası bulunmadığını anlarlardı. Gerçi Halife-tül Mesih III izahata gerek duyduğu zaman meseleyi izah ederdi. Lâkin Vadedilen Mesih’inas yazıları haddi zatında kendi içinde yeterli cevabı kapsamaktadır. Sözün gelişinden arındırarak ve içinden belli kısmı çıkarılarak yanlış bir şekilde ve değişikliğe uğratılarak ileri sürülürse ancak o zaman okuyucusunun kalbi kırılabilir. Halbuki o yazı, okuyucunun anladığı anlamı taşımamaktadır. Vadedilen Mesih kendisine isnat edilen sözü söylemek istememektedir. Fakat o yazı Müslümanları üzebilir düşüncesiyle başka bir yazı hazırlanarak kendisi tarafından yayınlanmaktadır. Lâkin onun cevabı halktan saklanmaktadır. Pakistan Sıkıyönetim İdaresi’nin siyaseti işte buydu. Bunun neticesinde zaten önceden bizim kitaplarımıza el konulmaya başlamıştı. Hatta bu kadarla kalmayıp matbaamıza da el konuldu ve dergilerle gazetelerimizin yayınlanması yasak edildi.
Bu korkaklıktı ve daima güçsüzlüğe işaret eder. Demek ki böylece onlar yenilgiyi kabul etmişlerdir. İspat gücü ve delil bakımından güçlü olan dünyanın hiçbir kuvveti silâha sarılmaz ve muhaliflerinin söz söylemelerine yasal olmayan engeller çıkarmaz. Bu mantığa aykırıdır. Hatta onların kendi çıkarlarına da aykırıdır. Bu bakımdan Müslüman Ahmediye Cemaati’ne saldırılar yapılsın fakat bu Cemaat’e cevap hakkı verilmesin diyerek bu gayeyle yapılan bütün çabalar, aşırı derecede korkaklığın sembolüdür ve ellerinde ispat gücü kalmadığını kanıtlamaktadır. Bir taraftan Müslüman Ahmediye Cemaati, sayısı azaltılarak, yetmiş seksen binden daha fazla olmadığı ileri sürülmektedir. Diğer yönden, bu Cemaat İslâm âlemi için büyük bir tehlikedir diyerek propaganda yapılmaktadır. Hatta öyle bir tehlike ki daha önce İslâm âlemi için böyle bir tehlike hiçbir zaman ortaya çıkmamış! Sadece bu çirkin propaganda ile yetinmeyip Müslüman Ahmediye Cemaati kitaplarına da el konulmaktadır ve övünülerek bu tehlikeye çare bulunduğu söylenmektedir.
Şu anda işbaşındaki hükümetin, daha önceki hükümetin işlemleriyle karşılaştırmalı olarak yayınladığı söz konusu dergide, geçen Pakistan Millet Meclisi methedilmekte ve büyük iş başarıldığı söylenmektedir. O meclisi feshettiklerini, (birkaç kişi dışında) üyelerini de kötü ve çirkin kişiler olarak suçladıklarını da hatırlatalım. Mamafih işbaşındaki Sıkıyönetim Hükümeti o Meclis’in Cemaatimiz hakkındaki büyük işini(!) takdir etmektedir, çünkü bu konudaki fikirleri birbirine benzemektedir. Demek oluyor ki, onların arzu ve istekleri aynıydı. Bu bakımdan o büyük işi (!) kabul etmeleri gerekiyordu. O yüzden geçen Millet Meclisi’nin yüzyıllık bir problemi hallettiğini ve böylece olağanüstü büyük bir iş başardığını kabul etmeleri lâzımdı. Fakat aslında bunlara göre onlar yüz yıllık bu meseleyi tam olarak çözemediler. Bu konuda çıkarılması gereken yasaları çıkarmak bunlara nasip olacaktı ve bunlar o yasaları çıkararak ilelebet Bu Cemaat’in kökünü kazıdılar ve böylece İslâm âlemini Bu Cemaat’in tehlikesinden kurtardılar!!!
Burada bir soru ortaya çıkmaktadır. Bu mesele nasıl halledilmiştir? Müslümanlar bu tehlikeden nasıl kurtarılmışlardır? Bu konuda hükümetin çıkardığı resmi broşürün sonunda şöyle yazılıdır: Biz bir yasa çıkardık. Bu yasa gereğince Bu Cemaat’in ezan-ı Muhammedî okumaları ve kendilerine Müslüman demeleri yasak edildi. Şimdi artık bu Cemaat üyeleri Kelime-i Şehadet’i okuyup yazamazlar; camilerine cami diyemezler; Müslüman âdet ve alışkanlıklarını edinemezler. Kur’an-ı Kerim’in emirlerine de uyamazlar. Bakın artık biz ne kadar memnunuz. Ne kadar büyük bir problemi halletmişizdir! Demek ki en sonunda çıkardıkları netice işte budur. Fakat akılsızlığın da bir sınırı olmalı. Yani kurnazlık içinde de bazen akılsızlıklar bulunur. Sebebi de şudur ki yanında doğruluk bulunmayan kişi, amacına kurnazlıkla ulaşmak ister fakat yanında doğruluk bulunmadığından, kurnazlığına bir aptallık karışır ve mutlaka kendini belli eder. O bakımdan bu iç tezat ve bu akılsızlıkların tamamı, aslında yalan bir kurnazlığın neticesidir. Yoksa gerçek akıl neticesinde bu çelişki ve bu tezat zaten oluşamaz.
Kısacası şimdiki hükümet bu yolu benimsedi ve kendisini Butto hükümetinden daha kurnaz saydı ve dedi ki bu Cemaat liderine Millet Meclisinde sorulan sorulara cevap verme fırsatı vermek aslında bir akılsızlık idi. Nitekim Resmi gazetede (broşürde) şu bile yazılıdır ki, peygamberlik iddiasında bulunan birisi ile konuşup fikir teatisinde bulunmamalıdır. Delillerle onu yenilgiye uğratmaya çalışmak haddi zatında aptallıktır. O yüzden bizim önerdiğimiz ilaç dışında hiçbir tedavi şekli yoktur. Mamafih bütün dünyada Cemaatimiz aleyhinde zalimane bir şekilde bir suçlamalar kampanyası başlatılmıştır.
Kur’an-ı Kerim’den anlaşıldığına göre, zalimlerin çabaları hiçbir zaman onlara bir yarar getirmemiştir (2:18’de) Allah’ıncc buyurduğu gibi:
فَلَمَّا اَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّٰهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فٖى ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ
Münafıklık renginde olan, iddiaları başka türlü, yaptıkları ise bir başka türlü olan ve hikmet dolu sözler söylememekle birlikte aşırı derecede akılsız hareketler yapan kişilerin çabaları onlara aslâ yarar getirmez. Onlar tabii ki bir ateşi alevlendirirler; fakat o ateşten görmek istedikleri sahneyi görmelerini Allahcc onlara nasip etmez ve onların görme kuvvetini salbeder. Alevlendirmek için tutuşturdukları ateş, onları görme kuvvetinden mahrum eder. Allah onları, hiçbir şeyi göremeyecekleri karanlıklar içinde bırakır. İşte Pakistan Sıkıyönetim İdaresi’nin Müslüman Ahmediye Cemaati aleyhindeki çabaları bile bu Cemaat’in lehine, ona yarar getirmiştir ve inşaallah ilerde de hep yarar getirecektir. Allah-ü Teala’nın (2:217’de) buyurduğu gibi:
عَسٰى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْپًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ
Müslüman Ahmediye Cemaati bile fiilen şu anda bu çeşit bir devirden geçmektedir. Birçok defa böyle olduğu gibi sizin durumunuz da aynen böyle olacaktır. Bir şeyi beğenmiyor, ondan üzülüyor ve acı duyuyorsunuz. Hâlbuki o sizin hayrınızadır. Çocuklarınıza acı ilaçlar veriyorsunuz. Onlara iğne yaptırıyorsunuz. Onlar bağırıp çağırıyorlar. Onların ellerini tutuyor ve hiç kımıldatmıyorsunuz, çünkü bu onların iyiliği içindir. Aynı şekilde Allah-ü Teâlâ, bazen size aşırı derecede acı verecek tedbirlere başvuracağını fakat onların sonunda size fayda getireceğini söylemektedir.
Pakistan Sıkıyönetim Hükümeti’nin Müslüman Ahmediye Cemaati aleyhinde bütün dünyaya yaydığı kitapların bir faydası da şudur: Bütün dünyada bu Cemaat’e ilgi artmıştır. Bazı kimseler Müslüman Ahmediye Cemaati adını bile daha önce duymamışlardı. Fakat şimdi artık bu bilgiler onlara ulaşmıştır ve bütün dünya gazeteleri bu konulara önem vermiştir. Böylece bu Cemaat, bugün hakkında çıkarılan sıkıyönetim yasası çıkmadan öncesine nazaran en az yirmi kat daha fazla tanınmaktadır. Amerika, hatta İngiltere’de bile halkın büyük bir çoğunluğu bu Cemaat’i aslâ bilmemekteydi. Bir iki merkezle milyonlarca insanla muhatap olabilmek mümkün değildir. Bu bilinen bir gerçektir. Halk buna aslâ ilgi duymaz. Fakat şimdiki muhalefet ve Cemaat’in içinde bulunduğu acı ve ızdıraplar neticesinde bir hümanistlik düşüncesi oluştu ve bunun neticesinde Cemaat’e ilgi arttı. Halk bu Cemaat’in kitaplarını okumaya ve Cemaat’in kimliğini araştırmaya başladı. Pakistan Hükümeti’nin insafa dayalı olmayan kitapları, arta kalan eksikliği tamamladı. Bu kitapların üslubu haddi zatında, mantıklı bir kişiyi şüpheye düşürmektedir. Bir taraftan bu Cemaat’in çok az olduğu, aradan yüz yıl geçmesine ve sarfedilen bütün çabalara rağmen yetmiş bini bile aşamadığı söylenmektedir. Diğer yönden milyonlarca nüfusluk bir hükümet bundan korksun; hatta bu kadarla kalmayıp bu Cemaat bütün İslâm âlemi için bir tehlike oluştursun. Bu o kadar mantık dışı bir şeydir ki her insan onu hazmedemez. Böylece hükümetin broşürünü okuyan bir insan bu Cemaat hakkında fazla bilgisi olmadığı halde içinde bu Cemaat’e karşı bir sempati duymakta ve en azından bu Cemaat hakkında bilgi edinmek istemektedir.
Demek oluyor ki bizim kaybettiğimiz bir fırsat Allah’ıncc inayetiyle tekrar elimize geçmiştir. Bunun hikâyesi şöyledir: Geçen hükümetin Büyük Millet Meclisi’ndeki işlemleri hakkında ellerimiz bağlıydı. Bu hükümet ise bir bakıma bağlı olan ellerimizi çözmüştür ve böylece bize cevap hakkı vermiştir. Geçen hükümet, millet Meclisi’ndeki sorularla cevapları dünyaya anlatamayacaksınız diyerek bizi bağlamıştı. Şimdiki hükümet ise soruları aynı yerden çalmıştır. Ben bu durumu yaşadığım için bunu bilmekteyim. Bütün sorular Pakistan Büyük Millet Meclisi’nde sorulanların aynısıdır. Yalnız benimsenen yol şudur ki, o soruların bir kısmı resmi broşüre alınmış, bir kısmı da bir dergiye verilmiştir. Aslında pis bir kağıt parçasına dergi diyerek “Kavmi Digest” ismi verilmiştir. Kim bilir ona kaç yüz bin Rupi verilmiştir. Bu dergi baştanbaşa, Vadedilen Mesih’eas yapılmış iftiraların, yayınlanmış bir yığınıdır. Bu dergide Vadedilen Mesih’eas öyle ahlâk dışı söz ve hareketler isnat ettirilmiştir ki bunu aklıselim ve namuslu bir kişi okuyamaz. Okursa bile hiçbir basın ahlâkına sığmayan sözde gazeteyi elinden nefret ile atması gerekecektir. Fakat Pakistan Sıkıyönetim İdaresi büyük para sarf ederek onu çok muazzam ve güzel bir dergi şeklinde yayınlamıştır. Resmi broşürde yer alamayan itirazların hepsi bu dergi kapsamına alınmıştır. Aslında bu büyük bir plândı. Şimdi artık Ahrar’ın çok düşük ve ahlâksız dergileri her gün reklam olarak çıkmaktadır. Pakistan’ın uysal halkı bu dergilere hiç aldırış etmemektedir. Yalnız Pakistan Sıkıyönetim Hükümeti onları satın alarak büyük elçiliklere göndermekte ve böylece bu ahlâksız dergilere itibar göstermektedir. Demek ki, büyük elçiliklerin başka hiç işi gücü yoktur. Bir gün gidip baksınlar, büyük elçiliklerdeki Müslüman Ahmediye Cemaati aleyhtarı bu yayınların akıbeti nedir? Bugünlerde kış mevsimidir. Kim bilir Pakistan Büyük Elçiliklerine gönderilen bu yayınlar belki de ısınmak için yakılmakta ve böylece daha iyi ve faydalı bir iş için kullanılmaktadır. Sefaretlerde kim kime dum dumadır. Oradaki memurlar başka işlerle meşguldürler. Onlar Avrupa ve Amerika’daki eğlenceleri terkedip kendi menfaatlerini bir yana bırakarak neden Müslüman Ahmediye Cemaati aleyhtarı, tek taraflı ve yalan yanlış yazıları okusunlar? Büyük elçiliklerde görev yapmış kişiler, oradaki meşguliyetleri daha iyi bilirler ve bu çeşit yayınların değerini de daha iyi anlarlar. Kitabın ana başlığına bir göz atmak yeter. Yalnız bu kadarı bile onlara Müslüman Ahmediye Cemaati’nin ne kadar önemli bir Cemaat olduğunu hatırlatmaktadır. Kısacası bizim aleyhimizde çıkarılan bu yayınlar ateş yakmak, çay demlemek yahut ısınmak için kullanılmaktadır. Daha fazla bir değeri yoktur.
Özet olarak söyleyecek olursak Pakistan Sıkıyönetim Hükümeti tarafından çok çirkin yayınlar satın alınarak sefaretlere gönderilmektedir ve böylece onlar büyük bir iş başardıklarını sanmaktadırlar. Bu çeşit yayınları da Allah’ıncc izniyle bir kısmını hutbe, diğer kısmını ise uzun konferanslar şeklinde açıklayacağım. Daha önce sözümüzü dinletemezdik ve Pakistan Hükümeti’nin gizli amaçlarını açığa vuramazdık. Bize kâfir yahut Gayr-i Müslim demelerinin sebeplerini izah edemezdik. Yasalar ellerimizi bağladığı için bütün bu sebepleri kimseye anlatamazdık. Biz de söz verdiğimiz için mecburduk ve cevaplarımızı yayınlayamazdık. Fakat şimdiki hükümet ise bu konuya kesin bir damga vurmuş ve fikirlerini açığa çıkarmıştır. Biz de artık fikrimizi anlatmak konusunda hürüz ve Allah’ıncc izniyle bütün dünyaya, istediğimiz gibi, belli başlı dillerde anlatacağız. Bunlar bizimle baş edemezler. Bunların haysiyeti ne? Delillere tahammülleri ve dayanma güçleri olsaydı, kendi memleketimizde bize öz savunma hakkı vermezler miydi? Delillere karşı dayanabilselerdi, bizim kitaplarımıza yasak koymalarına ne gerek vardı? Gazetemizi ve matbaamızı yasak etmelerinin gereği neydi? Bunlar, ayakları olmayan korkak insanlardır. Biraz cesaretleri olsaydı cemaatimize cevap hakkı tanırlardı. Artık elimize geçen bu fırsatı geri alamazlar. Biz artık onların çirkin kitaplarının cevabını her yere göndereceğiz. Hatta Pakistan’a bile ulaştıracağız. Müslüman Ahmediye Cemaati’nin ilerlemesini Allah’ıncc izniyle hiç kimse durduramaz. Çünkü bu Allah’ıncc kurduğu bir cemaattir.
Kaldı ki Cemaatimiz aleyhindeki bu durum ne zamana kadar devam edecektir? Daha önce de belirttiğim gibi bunu en iyi bilen Allah’tır. Bugün hutbemi sona erdirmeden önce birkaç şey daha ilave etmek istiyorum; bazı Cemaat üyelerinin bana gönderdikleri mektuplarda bir çeşit ümitsizlik sezilmektedir. Bu da beni çok üzmektedir. Ümitsizlik demeyelim. Ümitsizlik yerine bu duruma başka bir isim vermeliyiz. Çünkü bu kişiler aslâ Allah’ıncc rahmetinden ümitsiz değildirler. Ancak varmak istedikleri netice konusunda çok acele davranmaktadırlar. Aceleci olmak iyi değildir. Onlar şimdiki kaderin eski muhalefetten değişik olduğunu düşünerek bu memleketten merkezimizin hicret etmeye mecbur kalacağını sanmakta ve önümüzde uzun zorlukların bulunduğu neticesini çıkarmaktadırlar. Mamafih onlar bunun neticesinde her zaman olduğu gibi büyük zaferler kazanacağımızı da kesin olarak bilmektedirler. Fakat ben böyle bir neticeye varmakta acele davranıldığına inanıyorum. Böyle bir netice çıkarmaya aslâ razı değilim. Evet! Tarihin tekerrür ettiğini söylemek doğrudur. Yalnız tarihin kelimesi kelimesine aynen tekerrür ettiğine, aynı vaziyet ve aynı durumların yüz de yüz aynen gerçekleştiğine inanmak doğru değildir. Tarih usuller bakımından tekerrür eder. Bu usuller Allahcc tarafından Kur’an-ı Kerim’de muhafaza edilmiştir. Bu usuller mutlaka tekrar edilecektir; çünkü onlar Allah’ıncc sünneti (kanunu) olarak adlandırılırlar. Ayrıca onlar peygamberlerin de sünnetidir. Lâkin bu usullerin izleri değişik olabilir ve fiilen onlar nasıl cereyan ederse, şekilleri de aynen değişebilir. Bu olay böyle yer almıştır diye karar vermek doğru değildir. Allahcc açık olarak haber vermedikçe yahut kader açık bir şekilde kendini göstermedikçe acele etmemelidir.
İlâhî kaderden kimse kaçıp kurtulamaz. Biz Allah’ıncc kaderine gücenemeyiz. Bununla birlikte size acele etmemenizi emrediyorum. Çünkü böyle acele karar verirseniz Allah’acc ettiğiniz dualarınızda eksiklik baş gösterecektir ve ızdırabınız eksilecektir. Problemlerinizin uzun süreceğini, her zaman böyle olageldiğini ve bunun bir fark yaratmadığını düşüneceksiniz. Bu durumda ızdırap ve acı ile edilen dualarınızda eskisi kadar kuvvet bulunmayacaktır. Bu İlâhî bir Cemaat için kurtulunması gereken büyük bir zarardır. Allah’ıncc kaderi ise mutlaka cereyan edecektir. Onu hiç kimse değiştiremez. Fakat siz Allah’a cc edilen dualarınızın ve yalvarışlarınızın seviyesini neden düşürüyorsunuz? Ancak meydanda savaşana asker denir. O, kurşunu daima göğsüne yer ama hiçbir zaman geri çekilmez.
Kısacası, Allah’ıncc kaderiyle kimse savaşamaz. Allah’ıncc kaderi kendisi, kadere karşı durmamızın çaresini de bize öğretmiştir. O nedir? Âcizane olarak Allah’acc dua etmeye devam etmektir. Çünkü âcizane edilen duaların akıbeti de kendi içinde işini yapmakta olan apayrı bir kaderdir. Allah’ıncc buyurduğu gibi, bu kader bazen öyle güçlenir ki onun için o, ötekilerin kaderini değiştirir ve duaların kaderi üstün gelir. Arabistan’da belirlenen o büyük mucizeyi analize ederek Vadedilen Mesihas şöyle demiştir: Milletin Resulüllah’asav karşı davranışı, bütün milletin helâk edilmesi ve ortadan kaldırılması şeklinde neticelenmeliydi. Bu muhaliflerin her biri ölümü, Nuh’un milletinden daha fazla, hak etmişti. Taif yolculuğu esnasında cereyan eden o son derece üzücü hadisede ve ondan sonra Allah’ıncc melekleri vasıtasıyla Resulüllah’asav gönderdiği mesajın içinde gösterilen en büyük hikmet işte şudur ki her çirkin davranıştan sonra Allah’ıncc kaderi düşmanları helâk etmek ister. Fakat Allah der ki; Ey Muhammedsav kalbindeki arzu ve temenni de bir kader oluşturmaktadır. Allah katında senin âcizane duaların ve kuvvetli yalvarışların bir kader oluşturmaktadırlar. Bunlar bile Allah’ıncc kaderinin bir parçasıdır. O yüzden ey peygamber! Senin isteklerin, senin duaların, bir başka kaderden daha önemlidir. O yüzden senin rızanı almadan, bu millete nasıl davranayım. Fakat o ikinci kader neydi? O ikinci kader şuydu ki; eğer Peygamber’in canı isterse, eğer o, onları yok etmeye razı olacak kadar rencide olmuş ve ızdırap duymuşsa, o zaman Allahcc meleklerine emrederek iki dağı birleştirecek ve dünyadan Taif izini ilelebet ortadan kaldıracaktı.
Bu Allah’ıncc gizli kaderini göstermek ve ortaya çıkarmak için belirlenen küçük bir hadiseydi. Fakat Resulüllahsav sadece o zaman için Allah’ıncc sevgilisi değildi. Allah yolunda acı çektiği tek devir o değildi. Her an için kalbi üzerinde bir kıyamet kopmaktaydı ve her gün o, Allah için canını vermeye devam etmekteydi. Kur’an-ı Kerim’in (6:163’te) buyurduğu:
قُلْ اِنَّ صَلَاتٖى وَنُسُكٖى وَمَحْيَایَ وَمَمَاتٖى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
Ayeti celilesinde belirtildiği gibi o, her gün Allah uğruna canını veriyor ve her gün diriltiliyordu. O yüzden bu aralıksız devam eden bir kaderdi ve ona mukabil duaları da aralıksız devam etti. En sonunda Vadedilen Mesih’in dediği gibi Resulüllah’ınsav dualarının kaderi üstün geldi ve gökte Rabbi tarafından duyuldu. Böylece helâk edilmesi mukadder kılınmış olan bir millete daimi hayat bahşedildi. İşte sizler böyle bir Efendiye köle olmak iddiasındasınız. O yüzden onun izlerini takip etmelisiniz ve kavminizin helâk edilmesini istemekte acele davranmamalısınız. Aksine ihya nasip edilmesi için Allah’acc dua etmelisiniz. Rabbimiz onu bize nasip etsin ve kavmimiz gerçeği acele olarak anlasın.
Benim zatıma gelince, ben şu kanaatteyim ki 1984 Ahrar’ın yılıydı ve Allah’ıncc izniyle 1985 yılı Müslüman Ahmediye Cemaati’nin yılı olacaktır.
[1] Pakistan’ın para birimidir. (Cev.)
[2] Lahor’un meşhur yerlerinden birisidir. Adı kötüye çıkmış ve bir deyim haline gelmiştir.
[3] Müslüman Ahmediye Cemaati düşmanı fanatik bir gruptur. (Çev.)
[4] Hindistan’da bulunan Müslüman Ahmediye Cemaati daimi merkezidir.(Çev.)
[5] 1974’de sol eğilimli Butto hükümeti Müslüman Ahmediye Cemaati’nin Müslüman olmadığına dair bir yasa yürürlüğe koymuştu.


