FİLİSTİN Sorununun Kur’an-ı Kerim ışığında çözümü (6)
TEFSİR
Allah şöyle buyurmaktadır: Biz Zebur’da bazı şartlar beyan ettikten sonra “Arz-ı Mev’ud’un varisleri Bizim salih kullarımız olacaktır.” Diye yazdık. Bundan sonraki 107 ve 108. Ayetlerde şöyle geçmektedir: İbadet eden kullarım için bunda bir mesaj vardır ve Biz seni bütün dünya için rahmet olarak gönderdik. Burada Allah’ın anlatmak istediği şudur:
Kutsal Kitapta geçen “Sadece Allah’ın salih kulları Arz-ı Mev’ud’da kalacaklardır” şeklindeki gaybi haberden gelecekte İsrailoğulları orayı ele geçirince hiç kimse yanılgıya düşmesin; Çünkü bu gaybi haber şuna işaret etmektedir: Eğer bir ara dönem yaşansa bile tekrar Allah’ın salih kulları bu ülkeye galip geleceklerdir.
Bundan dolayı Allah, ‘ibadet eden kullar için bunda bir mesaj vardır,’ buyurmaktadır. Yani ey Peygamber! Sen Müslümanları uyar; Zaman geldiğinde İsrailoğulları burayı ele geçirecek, onun için ey Allah’ın kulları uyanık durun. (Burada ‘âbid’ kelimesi hz. Davud’un verdiği gaybi habere işaret etmek için kullanılmıştır.)
Eğer siz Allah’ın kulu olmak konusunda zaaf gösterirseniz, Allah Yahudileri bu topraklara geri getirecektir. Böyle bir durum yaşandığında Müslümanlar tekrar Allah’a kulluk etmeye yönelmeli. Bunun neticesinde onlar tekrar galip geleceklerdir. Onlar bilmelidir ki Bizim Peygamberimizsav bütün alemlere rahmet olarak gönderildiği için, İsrailoğulları Filistin’i ele geçirdi diye kimse onun devrinin sona erdiğini zannetmesin. Ondan sonraki dönem için de Bizim Peygamberimiz rahmettir. Bundan dolayı umutsuzluğa kapılmayın. Allah’ın rahmeti tekrar coştuğunda Müslümanlar yeniden Filistin’e galip geleceklerdir.
Bu ayet, Zebur’un bahsettiği gaybi habere işarette bulunmaktadır.
Bu haber ise Zebur (Mezmurlar), Bap 37, Ayet 1-11’de yer almaktadır.
Kötülük edenlere kızıp üzülme, Suç işleyenlere özenme! Çünkü onlar ot gibi hemen solacak, Yeşil bitki gibi kuruyup gidecek. Sen RAB’be güven, iyilik yap, Ülkede otur, sadakatle çalış. RAB’den zevk al, O senin içindeki istekleri yerine getirecektir. Her şeyi RAB’be bırak, O’na güven, O gerekeni yapar.
O senin doğruluğunu ışık gibi, Hakkını öğle güneşi gibi Aydınlığa çıkarır. RAB’bin önünde sakin dur, sabırla bekle; Kızıp üzülme işi yolunda olanlara, Kötü amaçlarına kavuşanlara. Kızmaktan kaçın, bırak öfkeyi, Üzülme, yalnız kötülüğe sürükler bu seni. Çünkü kötülerin kökü kazınacak, Ama RAB’be umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak. Yakında kötünün sonu gelecek, Yerini arasan da bulunmayacak. Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak, Derin bir huzurun zevkini tadacak.
Aynen bunun gibi Zebur (Mezmurlar), Bap 37, Ayet 29 şöyle demektedir:
Doğrular ülkeyi miras alacak, Orada sonsuza dek yaşayacak.
Bilinmelidir ki Arz-ı Mev’ud ile ilgili İsrailoğullarına verilen bu söz, şartsız bir vaat değildi. Tersine bu söz, iyilik, takva ve salihlik şartına bağlıydı. Ve onlara açıkça, “Eğer siz yaramazlığa yönelirseniz ve kötü işleri adet edinirseniz bu ülke elinizden alınacaktır.” Denilmişti. Nitekim hz. Musa (as) onları isyan konusunda uyararak şöyle diyor:
Size iyilik yapmak, sizi çoğaltmak RAB’bi nasıl sevindirdiyse, sizi yıkmak ve yok etmek de öyle sevindirecektir. Mülk edinmek için gideceğiniz ülkeden sökülüp atılacaksınız. “RAB sizi dünyanın bir ucundan öbür ucuna, bütün halklar arasına dağıtacak. Orada sizin de atalarınızın da tanımadığı, ağaçtan ve taştan yapılmış başka ilahlara tapacaksınız.(Yasanın Tekrarı, Bap 28, Ayet 63-64)
Bununla beraber Allah, hz. Musa’ya “Bu azaptan sonra İsrailoğulları kendilerini değiştirirlerse onlara merhamet edilecektir.” Diye haber vermişti. Nitekim Yasanın Tekrarı, Bap 30, Ayet 3-4 şöyle der:
Tanrınız RAB size acıyacak, sizi sürgünden geri getirecek. Sizi dağıttığı ulusların arasından yeniden toplayacak. Dünyanın öbür ucuna sürülmüş olsanız bile, Tanrınız RAB sizleri toplayıp geri getirecek.
Anlaşılacağı gibi Allah, hz. Musa vasıtasıyla İsrailoğullarına “Yaramazlıklarınız arttığında bu ülke elinizden alınacaktır.” Diye haber vermişti. Bundan sonra Allah-u Teala onlara acıyacaktı ve bu toprak onlara verilecekti. Bunlar yaşandıktan sonra başka bir azaptan haber verilmiştir. Buna göre Yahudiler tekrar asi olacak ve onlara İlahî azap inecek, bunun neticesinde onlar bu ülkeden sürgün edilecektir. Nitekim Yasanın Tekrarı, Bap 32, Ayet 16-25’te hz. Musa şöyle haber vermektedir:
Yabancı ilahlarla Tanrı’yı kıskandırıp, İğrençlikleriyle O’nu öfkelendirdiler. Tanrı olmayan cinlere, Tanımadıkları ilahlara, Atalarınızın korkmadıkları, Son zamanlarda ortaya çıkan Yeni ilahlara kurban kestiler. Seni oluşturan Kaya’yı savsakladın, Seni yaratan Tanrı’yı unuttun. RAB bunu görünce onları reddetti; Çünkü oğulları, kızları O’nu öfkelendirmişlerdi. ‘Yüzümü onlardan çevirecek Ve sonlarının ne olacağını göreceğim’ dedi, ‘Çünkü onlar sapık bir kuşak Ve güvenilmez çocuklardır. Tanrı olmayan ilahlarla Beni kıskandırdılar; Değersiz putlarıyla beni öfkelendirdiler. Ben de halk olmayan bir halkla Onları kıskandıracağım. Anlayışsız bir ulusla Onları öfkelendireceğim. Kızgınlığım ateş gibi alevlenecek, Aşağıdaki ölüler diyarına dek yanacak. Yeryüzünü ve ürününü yutup yok edecek.
Ve dağların temellerini tutuşturacak.’ Üzerlerine kötülükler yığacağım, Oklarımı onlara karşı kullanacağım. Kavurucu kıtlık, tüketici hastalık, öldürücü salgın, Vuracak onları. Gönderdiğim canavarlar dişleriyle onlara saldıracak, Toprakta sürünen zehirli yılanlar onları ısıracak. Sokakta kılıç onları çocuksuz bırakacak; Evlerinde dehşet egemen olacak. Delikanlısı, genç kızı, Emzikteki çocuğu, aksaçlısı ölecek.
Kısacası hz. Musa as vasıtasıyla İsrailoğulları iki azaptan haberdar edildi ve bu ülkeyi daimi olarak ellerinde tutamayacakları ikaz edildi. Tersine önce orayı ele geçirecekler, sonra oradan sürgün edileceklerdi. Daha sonra tekrar orayı ele geçirip tekrar sürgün edileceklerdi.
Allah’ın verdiği bu haber ne kadar azametli ve şanlı bir şekilde gerçekleşti. Bunun ayrıntılarını İsra Suresinin Ayetlerinden öğrenmekteyiz. Allah-u Teala İsra Suresinin 5-7 ayetlerinde şöyle buyurur:
وَقَضَیۡنَاۤ اِلٰی بَنِیۡۤ اِسۡرَآءِیۡلَ فِی الۡکِتٰبِ لَتُفۡسِدُنَّ فِی الۡاَرۡضِ مَرَّتَیۡنِ وَلَتَعۡلُنَّ عُلُوًّا کَبِیۡرًا۔ فَاِذَا جَآءَ وَعۡدُ اُوۡلٰٮہُمَا بَعَثۡنَا عَلَیۡکُمۡ عِبَادًا لَّنَاۤ اُولِیۡ بَاۡسٍ شَدِیۡدٍ فَجَاسُوۡا خِلٰلَ الدِّیَارِ ؕ وَکَانَ وَعۡدًا مَّفۡعُوۡلًا۔ ثُمَّ رَدَدۡنَا لَکُمُ الۡکَرَّۃَ عَلَیۡہِمۡ وَاَمۡدَدۡنٰکُمۡ بِاَمۡوَالٍ وَّبَنِیۡنَ وَجَعَلۡنٰکُمۡ اَکۡثَرَ نَفِیۡرًا ۔
Yani, Biz, o Kitap’ta İsrâiloğulları’na, siz bu memlekette mutlaka iki kere fesat çıkaracaksınız ve şüphesiz büyük bir isyankârlık göstererek, taşkınlıkta bulunacaksınız diye açıkça bildirmiştik. O iki kez fesat çıkarmanın ilk vadesi tamamlanınca, başınızı ezmek için çok savaşçı kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin içine kadar girdiler. Bu mutlaka yerine gelecek bir sözdü. Sonra Biz size, tekrar düşmana saldırma gücü verdik. Mal ve oğullarla size yardım ettik ve sayıca da sizi çoğalttık.
Daha sonra Allah, İsra Suresinin 8-9 ayetlerinde şöyle buyurmaktadır:
اِنۡ اَحۡسَنۡتُمۡ اَحۡسَنۡتُمۡ لِاَنۡفُسِکُمۡ ۟ وَاِنۡ اَسَاۡتُمۡ فَلَہَا ؕ فَاِذَا جَآءَ وَعۡدُ الۡاٰخِرَۃِ لِیَسُوۡٓءٗا وُجُوۡہَکُمۡ وَلِیَدۡخُلُوا الۡمَسۡجِدَ کَمَا دَخَلُوۡہُ اَوَّلَ مَرَّۃٍ وَّلِیُتَبِّرُوۡا مَا عَلَوۡا تَتۡبِیۡرًا ۔ عَسٰی رَبُّکُمۡ اَنۡ یَّرۡحَمَکُمۡ ۚ وَاِنۡ عُدۡتُّمۡ عُدۡنَا ۘ وَجَعَلۡنَا جَہَنَّمَ لِلۡکٰفِرِیۡنَ حَصِیۡرًا ۔
Yani, daha sonra onlar (yani düşmanlarınız) sizin saygıdeğer kimselerinize kötü davransınlar ve ilk defa girdikleri gibi Mescid’e girsinler ve galebe çaldıkları her şeyi tamamıyla mahvetsinler diye ikinci vaadin zamanı geldiğinde Biz bu haberi gerçekleştirdik. Ancak şimdi de Rabbinizin size rahmet etmesi mümkündür. Ama siz fesatlarınıza geri dönerseniz, Biz de azabımıza geri döneriz. Biz, Cehennemi, kâfirler için hapishane kıldık.
Bu ayetlerden anlaşıldığı gibi, Filistin’in Allah’ın salih kullarına verileceğine dair İlahî vaat vardı. İlk olarak Yahudilere bu vaat verildiği için, bu ülke onlara verildi. Ancak onlara bu memleket verilirken Allah bazı şartlar da koşmuştu ve onlara “yaramazlıklarınızdan dolayı bir müddet sonra bu ülkeyi elinizden alacağız” demişti. Nitekim O, İsra Suresi’nin 6. Ayetinde şöyle buyurmaktadır:
فَاِذَا جَآءَ وَعۡدُ الۡاٰخِرَۃِ لِیَسُوۡٓءٗا وُجُوۡہَکُمۡ وَلِیَدۡخُلُوا الۡمَسۡجِدَ کَمَا دَخَلُوۡہُ اَوَّلَ مَرَّۃٍ وَّلِیُتَبِّرُوۡا مَا عَلَوۡا تَتۡبِیۡرًا .
Yani, O iki kez fesat çıkarmanın ilk vadesi gelince, başınızı ezmek için çok savaşçı kullarımızı gönder- eceğiz. Onlar büyük bir askeri güce sahip olacaklar ve onlar Filistin’in bütün şehirlerine girecekler ve sizin iktidarınızı yıkıp yok edecekler.
Ancak ثُمَّ رَدَدۡنَا لَکُمُ الۡکَرَّۃَ عَلَیۡہِمۡ bir müddet sonra bu ülke size geri verilecek ve gücünüzü ve iktidarınızı geri kazanacaksınız.
وَاَمۡدَدۡنٰکُمۡ بِاَمۡوَالٍ وَّبَنِیۡنَ وَجَعَلۡنٰکُمۡ اَکۡثَرَ نَفِیۡرًا Biz size mal mülk ve erkek çocuklar da verip sizi sayıca çoğaltacağız.
Ancak bir müddet bu ülke tekrar elinizden alınacak. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır:
فَاِذَا جَآءَ وَعۡدُ الۡاٰخِرَۃِ لِیَسُوۡٓءٗا وُجُوۡہَکُمۡ وَلِیَدۡخُلُوا الۡمَسۡجِدَ کَمَا دَخَلُوۡہُ اَوَّلَ مَرَّۃٍ وَّلِیُتَبِّرُوۡا مَا عَلَوۡا تَتۡبِیۡرًا ۔
Yani, ikinci vaatin gerçekleşme zamanı gelince Biz geçici olarak bazı kimselere bu ülkeyi vereceğiz. Onlar ise sizin saygıdeğer kimselerinize kötü davranacaklar. Bundan önce mescide hürmetsizlik ettikleri gibi bu sefer de hürmetsizlik edecekler.
Bu düşman, tekrar ülkenize girecek ve ibadethanelerinizi aşağılayacaklar. Girdiği her yere yıkım getirecekler.
Bundan sonra Allah şöyle buyurmaktadır:
Rabbinizin size merhamet etmesi yine de mümkündür. Yani Biz, bundan sonra bu ülkeyi geri vermeye karar vereceğiz. Burada, ‘bu ülke Yahudilere verilecek’ denmemiştir. Tersine Allah’ın size merhamet etmesi mümkündür, denilmiştir.
Yani , Allah , dünyada kötüye çıkmış olan adınızı temizleyecek. Ancak, siz yaramazlıklarınıza geri dönerseniz Biz de eski tutumuza geri döneceğiz ve bu ülke elinizden alınacak.
وَجَعَلۡنَا جَہَنَّمَ لِلۡکٰفِرِیۡنَ حَصِیۡرًا ve cehennemi biz sizin için hapishane yapacağız. Yani, bundan sonra siz bu ülkeye bir daha geri dönemezsiniz.
İlahi haber, bu ülke bir müddet sizin elinizde kalacak ve sonra elinizden alınacak, demişti. Nitekim Babilliler gelip ibadethanelerini yıktı, şehirleri yok etti ve bütün ülkeyi ele geçirdi ve aşağı yukarı 150 sene boyunca oraya hükmetti. (Krallar II, Bap 24, Ayet 10-17; Tarihler II, Bap 36, Ayet 20-21; Yahudi Ansiklopedisi, Nebukadnezar Maddesi) Bundan sonra iktidar el değiştirdi ve Yahudiler tekrar bu ülkede hüküm sürmeye başladılar.
Hz. İsa’dan sonra Romalılar bu ülkeyi ele geçirip yıkıp yok ettiler. Mescidi yıktılar, onun içinde kurban olarak domuz kestiler, uzun zaman orada hüküm sürdüler. Ancak eninde sonunda Roma İmparatoru Hristiyanlığı kabul etti.
Bundan dolayı Allah-u Teala burada, bu ülke Yahudilere geri verilecek dememiş, tersine, Biz size tekrar merhamet edeceğiz, demişti. Yani, size yapılan o saygısızlıklar sona erecekti. Nitekim Romalı İmparator Hristiyan olduğunda, Hz. Musa, hz. Davud ve diğer peygamberlere de iman etmeye başladı. Hz. İsa’ya iman eden bu kral, Yahudi peygamberlere saygı göstermeye başladı. Çünkü, hz. İsaas Musevilere gelmiş bir peygamberdi. Bu kraliyet, Tevrat’a da saygılı idi ve onu kutsal kitaplarından sayıyordu.
Başka bir deyişle Allah’ın merhameti kendini göstermişti. Bununla beraber Allah-u Teala, siz yaramazlıklarınıza dönerseniz Biz de azabımıza geri döneriz demişti.
Yani, bu saltanat elinizden alınacak; Müslümanlar gelecek ve bu ülkeyi ele geçirecek ve onlar salih kullar olacaklardır. Netice olarak sizin için tekrar cehennem yaratılacaktır. Siz onun içinde yanmaya devam edeceksiniz.
Yukardaki ayrıntılardan anlaşıldığı gibi burada şunlar beyan edilmiştir:
1- Bu ülke, Yahudilerden alınıp başka bir millete verilecek.
2- Bir müddet sonra bu ülke tekrar Yahudilere geri verilecek.
3- Daha sonra bu ülke Yahudilerin elinden tekrar alınacak.
4- Bundan sonra bu ülke geri verilecek ama Yahudilere değil, tersine Musevî silsileye iman edenlere, yani Hristiyanlara verilecektir.
5- Eğer tekrar yaramazlık edilirse (şimdi buna Hristiyanlar da dahil edildi; Çünkü onlar da Yahudilerin bir koluydu.) bu ülke elinizden alınacak ve başka bir millete, yani Müslümanlara verilecek. Bu haber verilirken onlar mescide girip saygısızlık edecekler denilmemiştir. Çünkü, Müslümanlar hz. Musa ve ona tabi olan bütün peygamberlere iman ederler. Müslümanlara göre o peygamberlerin yerleri de kutsaldır. Bundan dolayı Müslümanlar, Babilliler ve Romalıların mescide yaptıkları saygısızlıkları yapmayacaklardı.
Bu olay milletlerin nankörlüğünün bir örneğidir. Babilliler, Yahudilerin ülkesini yıkıp yok etti, mescitlerini aşağıladı. Buna rağmen Avrupalı yazarlar, Babillilere hiç küfretmezler, onları kötülemezler, suçlamazlar. Romalılar bu ülkeyi ele geçirdiklerinde kurban olarak mescitlerinde domuz kestiler. Hristiyanlar Roma tarihi üzerinde kitaplar yazdılar. Mesela Gabon, “History of the Decline and Fall of the Roman Empire” kitabını yazdı.
Onların bütün kitaplarını inceleyin, onlara göre Roma saltanatından daha iyi bir saltanat yoktur. (Encyclopædia Britannica, Roma Saltanatı Maddesi) Halbuki Romalılar onların mescitlerine saygısızlık etmişlerdi. Fakat bunun tersine onların mescitlerine saygılı davranan Müslümanlara küfrederler.
Hz. Ömer zamanında Filistin fethedildiğinde o, Yeruşalem’e gitti. Papazlar dışarı çıkıp ona şehrin anahtarlarını teslim ederken şöyle dediler: Siz bizim kralımızsınız, buyurun camiye gelip iki rekat nafile kılın. Böylelikle bize ve size göre mukaddes olan yerde namaz kılmakla içiniz teselli bulur. Hz. Ömer buna cevaben şöyle dedi: Ben Müslümanların halifesiyim. Caminizde namaz kılarsam yarın Müslümanlar, burası bizim için kutsal bir yerdir diyerek caminizi sizin elinizden alabilirler. Bundan dolayı Mescidiniz elinizden alınmasın diye burada değil dışarda namaz kılacağım.
İşte mescitlerinde domuz kesen milleti Avrupalılar öve öve bitiremediler. Diğer taraftan mescitleri ellerinden alınmasın diye içinde iki rekat nafile namaz bile kılmayacak kadar düşünceli olan Müslümanların Halifesi var. Ancak Avrupalılar, gece gündüz ona küfrederler. Ne kadar utanmaz ve nankör bir millettir bu.
Filistin Müslümanların eline geçtikten sonra şöyle bir soru akla gelir: Bu ülke, ne Yahudilerin elinde kaldı ne de Hristiyanların. Bu bir muamma değil midir? Ancak konu incelendiğinde mesele çözülür. Çünkü bazen bir konu üzerinde tartışma yaşandığında ve bir çok kişi varis olduğunu iddia ettiğinde gerçek varisler ortaya çıkıp “asıl varisler biziz” derler ve onların lehine karar verilir.
Burada gerçekleşen de budur. Ülkeyi verecek olan Allah idi. Musa ve Davud’un varisleri Müslümanlar mı yoksa Yahudi ve Hristiyanlar mı diye Onun huzurunda dava açıldı. Bunun üzerine İlahî mahkeme Müslümanların lehinde karar vererek, artık Musa ve Davud’un varisleri Müslümanlardır, dedi. Nitekim bu miras onlara verildi.
Bundan sonra, İsra Suresi 105. Ayette Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır :
فَاِذَا جَآءَ وَعۡدُ الۡاٰخِرَۃِ جِئۡنَا بِکُمۡ لَفِیۡفًا
Yani, bundan sonra bir zaman gelecek ve Yahudiler dünyanın dört bucağından toplanıp Filistin’e getirilip yerleştirilecek.
Nitekim bu dönem, o vaadin gerçekleşme zamanıdır ve Yahudiler şuan bu ülkeyi ele geçirmişlerdir.
Karaçi ve Lahor’a her gittiğimde Müslümanlar bana, İlahî vaatlere göre “Bu ülke artık Müslümanların elinde kalacaktı, Yahudilerin eline nasıl geçti?” diye soru sordular. Buna cevaben ben onlara, bu vaat nerededir, diye sordum. Ve onlara Kur’an-ı Kerim’in, Yahudilerin tekrar buraya yerleştirileceğini bildirdiğini söyledim. Bunun üzerine onlar, bunu biz hiç duymamıştık, dediler.
Ben onlara cevaben, size Kur’an öğreten kimse yoktu ki, nereden duyacaktınız, benim tefsirimi okuyun, bunlar orada yazılıdır, dedim.
İşte Yahudilerin Kenan Diyarına yeniden gelip yerleşeceği vaadi, Kur’an-ı Kerim’de İsra Suresinin 105. Ayetinde mevcuttur.
Allah, فَاِذَا جَآءَ وَعۡدُ الۡاٰخِرَۃِ جِئۡنَا بِکُمۡ لَفِیۡفًا yani, o ahir zamandaki vaat geldiğinde Biz tekrar sizi toplayıp buraya getireceğiz, buyurmaktadır.
Burada “vaadü’l ahire”den kastedilen Müslümanlara verilecek olan ikinci azap vaadidir. Buna göre Müslümanlar bu azaba yakalandıklarında ikinci kere Arz-ı Mev’ud Müslümanların elinden alınacak ve Yahudiler buraya geri getirilecektir.
Burada bazı kimseler itiraz ederek şöyle derler: Yahudilerin Arz-ı Mev’ud’a gelmesiyle İslam feshedildi ve geçerliliği kalmadı. Başka bir deyişle bu itiraz edenlere göre, salih kullar burayı ele geçireceklerdi; Müslümanların elinden oralar alındığına göre Müslümanlar salih kimseler değildirler; sonuç olarak İslam feshedilmiştir.
Genellikle Bahailer bu itirazı ileri sürerler. Ancak ne ilginçtir ki bu haber Tevrat’ta mevcuttur, Kur’an’da mevcuttur ve bu ülkeyi Babilliler bir asır boyunca ellerinde tuttular. Buna rağmen Bahailere göre Yahudilik feshedilmedi.
Titus’un döneminden başlayıp iki yüz hatta üç yüz sene boyunca Filistin, Hristiyan ve Yahudilerin değil Romalı müşriklerin elindeydi. Mescitlerinde kurban olarak domuz kesilirdi. Buna rağmen, Bahailere göre Yahudilik feshedilmedi. Bunun tersine 9 sene önce orası Yahudilerin eline geçince hemen İslam feshedilmişmiş.
Bu ne kadar ahmakça bir düşüncedir ve düşmanca bir tavırdır. Eğer gerçekten yabancı bir milletin içeriye girmesiyle İlahî bir haber geçersiz oluyorsa ve bu gelip geçici el koyma daimi imiş gibi kabul edilebiliyorsa o zaman siz bundan önce yüz sene boyunca bu ülkenin yabancı bir milletin elinde kaldığını gördünüz.
İkinci kere üç yüz sene boyunca oraların müşriklerin elinde kaldığına şahit oldunuz halde o zamanki Yahudilik ve Hıristiyanlığın feshedildiğini söylemiyorsunuz.
Ancak İslam’a karşı düşmanlığınız o kadar ileri seviyededir ki oraların Yahudilerin eline geçmesi üzerinden henüz dokuz sene geçmişken siz hemen İslam feshedildi diyorsunuz.
Oraların, Yahudilik ve Hristiyanlık döneminde yabancı bir milletin elinde kaldığı süre kadar bir süre geçse, o zaman belki de birilerinin, İslam’ın elinden bu ülke alındı deme hakkı olabilir.
Ancak o sürenin onda biri bile geçmemişken böyle bir itirazın ileri sürülmesi sadece düşmanlığın göstergesidir.
İlginç olan şudur ki bu itirazda bulunanlar Bahailerdir. Bizde, “ne önü ne arkası” diye bir deyiş vardır. Bahailerin durumu da buna benzer. Onlar İslam’a itiraz ediyorlar, halbuki Müslümanlarda hem Mekke hem Medine olmak üzere iki İslam merkezi vardır.
Onlar ne hakla İslam’a itiraz ediyorlar. Onlarda merkez diyebilecekleri bir avuç toprak bile yoktur.
İslam’da ise hem Mekke hem Medine vardır. Vadedilen topraklar ise ek bir ödül hükmündeydi. Oralar eğer geçici olarak ellerinden alındıysa buna nasıl itiraz edilebilir.
Bahailik 1848’de ortaya çıktı. Şuan 1958’deyiz. Yani Bahailiğin kuruluşu üzerinden 114 sene geçmesine rağmen bir köyü dahi kutsal yapamadılar.
Buna cevaben onlar, bizde iktidar yoktur diyebilirler. Ancak bizim elimizde de iktidar olmamasına rağmen biz önce Kadiyan’ı ve şimdi birkaç sene içerisinde Rabvah’ı merkez haline getirdik. Rabvah sıfırdan inşa edildi.
Biz buraya geliriz, namazlarımızı eda ederiz ve bir arada yaşarız. Bunun dışında Filistin’de Karmel tepesinde Kababir isimli köy, tümüyle Ahmedilerden oluşmaktadır.
Acaba Bahailer, hangi merkezde, dünyanın neresinde bir araya geldiklerini söyleyebilirler mi? İslam’a gelince, kinlerinden dolayı sadece dokuz sene geçti diye İslam feshedildi diyorlar. Onların kendi durumuna gelince Akka’nın Bahailiğin merkezi olduğunu söylüyorlar.
İddia ettiklerine göre hadislerde ve Tevrat’ta Akka onlarda olacaktır, diye haberler varmış. Ancak şimdi Akka’da Bahailerin izi bile yoktur. Liderleri Şevki Efendi, senenin büyük bir kısmında Akka’da değil İsviçre’de yaşıyordu.
Şimdi o da vefat etti ve hala onun yerine geçen bir lider yoktur. Buna rağmen itiraz etmeye devam ederler ve bazı cahiller onların itirazlarından etkilenirler.
Kısacası Babilliler ve Romalılar geçici olarak Filistin’i ele geçirmişlerdi. Bu süre bir keresinde 100 sene ve diğer seferinde 300 sene idi. Buna rağmen eğer bu durum Musa ve Davud’un şeriatını ortadan kaldırmıyorsa şu an Yahudilerin geçici olarak orayı ele geçirmeleri İslam’ın fesholduğunun göstergesi değildir.
Tersine bu, İslam’ın doğruluğunun delilidir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in bizzat verdiği habere göre oralar Müslümanların elinden bir kere alınacak ve Yahudilerin eline geçecekti. Durum böyleyken Yahudilerin oraları ele geçirmeleri İslam’ın fesholuşunun değil doğruluğunun ispatıdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in dediği harfiyen gerçekleşti.
“Salih kimseler oranın varisi olacak” meselesine gelince bunun cevabı şudur:
Oralar geçici olarak, bundan önce de iki kere yabancıların eline geçti. Şimdi de geçici olarak Müslümanların elinden çıktı. Biz “geçici olarak” dediğimizde bunun manası şudur: Filistin tekrar Müslümanların eline geçecek ve onlar orada hükümran olacaklar.
Bunun kesin bir neticesi olarak Yahudiler oradan kovulacaktır.
Bundan çıkan gerekli sonuç, Birleşmiş Milletlerin yardımıyla ve ABD’nin desteğiyle kurulan bu düzen yıkılacaktır ve Müslümanlar Allah’ın desteğiyle bu düzeni yerle bir edeceklerdir. Ve yeniden Müslümanlar gelip buraya yerleşecektir.
Hadislerde de bu konuyla ilgili İlahî gaybî haberler vardır. Bu habere göre Filistin’e İslam ordusu gelecek, Yahudiler ise kaçıp taşların arkasına saklanacaklar. Müslüman bir asker bir taşın yanından geçtiğinde o taş şöyle diyecektir: Ey Allah’ın Müslüman eri! Arkamda bir Yahudi kafir saklanmaktadır, onu öldür. (37 Buhari, Kitabü’l Cihad, Vesseyr, Bap Kıtalü’l Yahud)
Peygamber EfendimizSAV bu haberi verdiğinde, Filistin’de Yahudilerin bir izi bile yoktu.
Kısacası bu hadisten açıkça anlaşıldığı gibi Peygamber Efendimiz şöyle haber vermektedir: Bir zaman geldiğinde buralar Yahudilerin eline geçecek; Ancak Allah Müslümanlara üstünlük verecek ve İslam ordusu bu ülkeye girecek ve kayaların arkasında saklanan Yahudileri teker teker öldürecekler.
“Geçici olarak” ifadesini kullanıyorum, çünkü “vadedilen toprağın gerçek varisleri, salih kullarım olacaklardır” diye yazılmıştır. Daimi olarak Filistin, Allah’ın salih kullarının elinde kalacaktır.
Bundan dolayı Muhammed’in SAV ümmetine mensup olan salih kimseler mutlaka oralara gideceklerdir. ABD’nin atom veya hidrojen bombası hiçbir şey yapamaz. Rusya’nın desteği de kimsenin işine yaramaz. Dünya ne yaparsa yapsın, bu İlahî takdirdir ve mutlaka gerçekleşecektir.
Burada şöyle bir itiraz da ileri sürülebilir: Ayette “vaadü’l Ahire” buyrulmuştur ve siz bunu ahir zaman olarak yorumluyorsunuz. Halbuki İsra Suresinin ilk ayetinde de “vaadü’l Ahire”den bahsedilmektedir ve bundan kastedilen Romalıların saldırısıdır. Durum böyleyken burada (İsra 105’te) geçen “vaadü’l Ahire” ifadesinin, Romalıların saldırılarıyla ilgili olduğu neden kabul edilmesin?
Bunun cevabına gelince, burada geçen “vaadü’l Ahire” ifadesi ilk ayette geçen “vaadü’l Ahire” ifadesi olamaz. Çünkü orada “vaadü’l Ahire” azabın yerine geçerken burada ise ödül yerine geçmektedir. Azap haberleri, ödül haberi olarak nasıl kabul edilebilir?
Orada, ‘ikinci kere vaadin gerçekleşme zamanı gelince size azap verilecektir,’ denilmektedir; Bu ayette ise “vaadü’l Ahire” geldiğinde siz bu ülkeye getirilip yerleştirileceksiniz denilmektedir. Bundan da anlaşıldığı gibi bunların her ikisi farklı vaatlerdir.
İlk ayette “vaadü’l Ahire”den kastedilen Musevî silsileyle ilgili haberler zincirinin son halkası iken burada “vaadü’l Ahire”den kastedilen ahir zaman veya Peygamber Efendimizin dönemiyle ilgili gaybî haberlerdir. Kısacası kelimeler aynı olmasına rağmen her iki yerdeki ibare, her iki vaadin farklı farklı olduğunu göstermektedir. İsra Suresinde ilk olarak geçen “vaadü’l Ahire” ifadesi azapla ilgiliyken bu ayetteki “vaadü’l Ahire” ödülle ilgilidir. Ödül vaadinin yerine azap vaadi konamaz.
“Zemzem” adlı Ahrar’lı bir gazete Pakistan’ın kuruluşundan önce Müslüman Ahmediye Cemaati düşmanlığında şöhret kazanmış bir gazeteydi. Bu gazete 19 Temmuz 1942 sayısında şöyle der:
“Ahmediye Cemaati Başkanı Halife Mahmut Bey’in Mısır ile Hicaz-ı Şerif hakkında son günlerde gösterdiği alâka şüphesiz takdire şayandır.
O, İslâm sevgisini göstererek Müslümanların hislerini en iyi şekilde temsil etmiştir.”


