FİLİSTİN Sorununun Kur’an-ı Kerim ışığında çözümü (5)
İSRAILOĞULLARININ TAMAMIYLA YIKILIŞINDAN SONRA KUR’AN-I KERİM VASITASIYLA YENİDEN KALKINMA UMUDU
İsrailoğullarının tamamen yıkılışı haberinden sonra, Kur’an-ı Kerim onlara umut kapısını da göstererek şöyle diyor: Kutsal Kitab’a göre siz daimi olarak helak edilmişsiniz; Ancak Musevilik dışında sizin kalkınma yolunuz hala açıktır. Buna göre Allah İslam vasıtasıyla kalkınma imkanınızı tekrar yarattı. Bundan istifade edip Allah’ın lütuflarına nail olmaya çalışın. Ama eğer sizler bu fırsatı da değerlendirmezseniz Allah’ın azapları sizi tekrar kuşatır ve siz hepten yok olursunuz.
Dikkat ederseniz bu ayetlerde Yahudilere nasihat etmenin ne güzel bir yolu seçilmiştir. Onların kendi kitaplarından, helak oluşlarından bahsedildi ve Yahudiliğin bir geleceğinin olmadığı anlatıldı. Nitekim kendi kitapları onların helak oluşuna dair fetva verdikten sonra, Allah’ın terk etmelerini istediği bu yolu, terk etmelidirler ve bir mazeret uydurmamalıdırlar. Şimdi onlar İslam’ı kabul edip dini ve dünyevi nimetleri elde etmeye çalışmalıdır. İşte bu yeni yol hakkında da Kutsal Kitap şu kelimelerle haber vermektedir.
Peygamber Efendimiz SAV hakkında Kutsal Kitap’ta verilen haber
Tanrı adamı Musa, ölümünden önce İsraillileri kutsadı. Şöyle dedi:
“RAB Sina Dağı’ndan geldi, Halkına Seir’den doğdu Ve Paran Dağı’ndan parladı. On bin mukaddesle birlikte geldi, Sağ elinde halkı için alev alev yanan ateş vardı. Ya RAB, halkları gerçekten seversin, Bütün kutsallar elinin altındadır. Ayaklarına kapanır, sözlerini dinlerler. (Yasanın Tekrarı, Bölüm 33, Ayet 1-3)
Yani, Allah Faran’dan ortaya çıkan Peygamber vasıtasıyla tekrar Yahudilere bereket elde etme imkanı sunacaktır. Dilerlerse hidayete kavuşup, kalkınabilirler. Peygamber Efendimiz ile ilgili bu haber, onların yıkılışıyla ilgili haberden hemen sonraki Bölüm’de beyan edilmiştir. Müslümanların iki kere yıkılışıyla ilgili gaybi haber
Bilinmelidir ki yukardaki ayetlerde bir tarafta Yahudiler uyarılmıştır ve kendi Kitaplarına göre geleceklerinin karanlık olduğu anlatılmıştır. Diğer taraftan bu ayetlerde Müslümanlar da uyarılmıştır ve onların kötü amellerinden dolayı azabın geleceği anlatılmıştır.
Müslümanların ilk yıkılışı
Nitekim Müslümanların birinci azabı, Abbasi saltanatının çöküşü vaktinde indi. Bunun nedeni de Kutsal Kitab’ın Yahudiler için bahsettiği nedenin aynısı idi.
Yani, Fergana fethedildikten sonra Müslümanlar oradaki güzel kızlarla birçok evlilikler yaptılar. Orası müşrik bir bölgeydi. Oranın kadınlarının etkisiyle Müslümanlarda da müşrik inanışlar oluşmaya başladı ve içlerindeki İslam hamiyeti zayıflamaya başladı. Netice olarak vahşi bir millet Bağdat’a saldırdı.
Bu millet, Filistin’e saldıran Babilliler gibi vahşilik ve ilkellik açısından İslam ülkeleri ve kültürlerinden çok uzaktı. Onlar sadece Bağdat ve civarında bir milyon sekiz yüz bin Müslüman’ı katlettiler. (El-Hilafe El-Abbasiye Li Abd El-Fettah, Sayfa 996-997) Abbasi hanedanının bütün fertlerinin listeleri hazırlandı ve teker teker yakalanıp öldürüldü. Anlatılanlara göre sadece bir kişi kaçıp kurtulabildi ve Bahawalpur Beyliğinin beylerinin o nesilden olduğu söylenir. Kendini Abbasi Hanedanına mensup olarak gösteren başka kimse yoktur. (Ben bunları yazdıktan sonra, Uttar Pradeş Eyaletinde de Abbasi ailesinden bazılarının bulunduğunu öğrendim. Onlardan birisi bana soy ağacını da gönderdi.)
Müslümanların ikinci yıkılışı
Müslümanların ikinci yıkılışı ahir zamanda mukadder idi ki bunun belirtileri görünmeye başladı. El-iyazü billah
عَسٰی رَبُّکُمۡ اَنۡ یَّرۡحَمَکُمۡ ۚ وَاِنۡ عُدۡتُّمۡ عُدۡنَا ۘ وَجَعَلۡنَا جَہَنَّمَ لِلۡکٰفِرِیۡنَ حَصِیۡرًا ﴿۹﴾ اِنَّ ہٰذَا الۡقُرۡاٰنَ یَہۡدِیۡ لِلَّتِیۡ ہِیَ اَقۡوَمُ وَیُبَشِّرُ الۡمُؤۡمِنِیۡنَ الَّذِیۡنَ یَعۡمَلُوۡنَ الصّٰلِحٰتِ اَنَّ لَہُمۡ اَجۡرًا کَبِیۡرًا ۙ﴿۱۰﴾
10. Şüphesiz bu Kur’an, en kalıcı hidayeti verir ve (yerli yerinde) iyi işlerde bulunan müminlere büyük bir mükâfatın (mukadder) olduğunu müjdeler.(Beni İsrail Suresi, Ayet 10)
TEFSİR
Müslümanlar için korkulacak bir durum
Kur’an-ı Kerim kesinlikle önceki insanların hedeflerinden daha yüce bir hedefe insanları götürmek ister. Bundan dolayı, onun neticelerinin de önceki insanların kitaplarının meyvelerinden daha yüce olması gerekir. Buna uyulduğu takdirde manevi ve dünyevi olmak üzere her iki türlü nimetler verilecektir. Bundan dolayı buna uyun ve bu nimetleri elde edin. Böylelikle bu ayet, Müslümanlara şöyle demektedir: Size öncekilerden daha büyük ve daha kaliteli ödüller verilecektir. Nitekim siz onlara göre daha uyanık durmak zorundasınız. Siz gaflet gösterirseniz nesilleriniz varis oldukları nimetlerden dolayı böbürlenip yoldan çıkar ve İlahî azaba müstahak olurlar.
وَّاَنَّ الَّذِیۡنَ لَا یُؤۡمِنُوۡنَ بِالۡاٰخِرَۃِ اَعۡتَدۡنَا لَہُمۡ عَذَابًا اَلِیۡمًا ﴿۱۱﴾
Ve ahirete inanmayanlar için Biz, acı bir azap hazırladık.( 29Beni İsrail Suresi, Ayet 11)
TEFSİR
Bu ayet, önceki ayette beyan edilenlere işaret ediyor ve açıkça diyor ki kendi sonundan gafil olan millet, eninde sonunda azaba yakalanır.
Ahiretin manası
Ahiretin manası daha sonra vuku bulacak olan şey demektir. Kur’an-ı Kerim’de ahiret gününden sık sık bahsedildiği için, ahiretin manası sadece, ölümden sonraki ahiret günü olarak insanların zihnine yerleşmiştir. Ancak bu doğru değildir. Ahiretin asıl manası, daha sonra vuku bulacak olan şey demektir. Nitekim hangi yer ve durumda bu kelime kullanıldıysa ona göre bu kelimeye mana verilmeli.
Bu ayette yer ve duruma uygun olarak “milletlerin sonu” manası en uygundur. Buna göre, her yükselişin çöküşü de vardır kuralını unutan ve sonunun hayırlı olmasından gafil olan her millet, sorumlulukları konusunda tembel davranır ve eninde sonunda Allah’ın azabına müstahak olur. Netice olarak her millet kendi sonunu her an göz önünde bulundurmalı ve herhangi bir bozulma meydana geldiğinde kendini düzeltmeli ki ona yeni bir hayat bağışlansın ve İlahî azaptan korunsun.
Bu ayetin başındaki “vav” harfi, atıf için kullanılmıştır. Bu da, benim anlattığım manayı desteklemektedir. Çünkü bundan anlaşıldığı gibi bu emir Müslümanlar içindir; Müslümanlar ise ahiret gününe iman ederler, reddetmezler.
وَّقُلۡنَا مِنۡۢ بَعۡدِہٖ لِبَنِیۡۤ اِسۡرَآءِیۡلَ اسۡکُنُوا الۡاَرۡضَ فَاِذَا جَآءَ وَعۡدُ الۡاٰخِرَۃِ جِئۡنَا بِکُمۡ لَفِیۡفًا ﴿۱۰۵﴾ؕ
Ondan sonra Biz İsrâiloğulları’na, “(Size vadedilen) ülkede yaşayın. Daha sonraki vaadin gerçekleşme zamanı geldiğinde, hepinizi toplayıp getireceğiz,” dedik.( Beni İsrail Suresi, Ayet 105)
TEFSİR اسۡکُنُوا الۡاَرۡضَ
Bundan kastedilen Mısır değildi; Çünkü onlar Mısır’da yerleşmediler. Burada kastedilen Kenan diyarıdır. Yani, size vadedilen ülke demektir. Başka bir deyişle “El-Arz” dan kastedilen “Ma’hud-i Zihnî” yani zihinlerinde olan bildikleri vadedilmiş yerdir.
Peygamber Efendimizin hz. Musa’dan bir fazileti
Hz. Musa’ya Mısır değil Mısır yerine geçen başka bir toprak verildi. Ancak Peygamber Efendimize kendi vatanı geri verildi. Ayrıca düşmanlarının ülkeleri de onun eline geçti.
فَاِذَا جَآءَ وَعۡدُ الۡاٰخِرَۃِ جِئۡنَا بِکُمۡ لَفِیۡفًا
(Daha sonraki vaadin gerçekleşme zamanı geldiğinde, hepinizi toplayıp getireceğiz.) Yani şimdi siz Kenan Diyarına gidin; Ancak zamanı geldiğinde siz oradan çıkmak zorunda kalacaksınız. Ondan sonra Allah sizi geri getirecektir ve siz tekrar isyan edeceksiniz ve de ikinci kere azaba yakalanıp sürüleceksiniz. Bu sürgün döneminiz, sizin benzeriniz olan ümmetin ikinci çöküş haberi gerçekleşinceye kadar devam edecektir. Bu zaman geldiğinde sizler farklı ülkelerden toplanıp kutsal toprağa getirileceksiniz.
Yükseliş ve çöküş açısından Müslümanların İsrailoğullarına benzemesi
Bu ayetten anlaşıldığına göre, bu Surenin başında İsrailoğullarının iki çöküşünden bahsedildiği gibi Müslümanlar için de aynı haber verilmiştir. Çünkü bu ümmete, İsrailoğullarının mesili yani benzeri denildiği gibi Peygamber Efendimize de hz. Musa’nın mesili yani benzeri denilmiştir. ( Bakınız Müzzemmil Suresi, ayet 16 (Çevirmen))
Bu Surenin başında iki vaatten bahsedilmiştir ve her ikisi de azapla ilgilidir. Bunların ilki, Babil Kralı Bahtunnasır eliyle gerçekleşirken ikincisi ise Romalı Kral Titus eliyle gerçekleşti. Bu her iki vaat de İsrailoğullarının toplanıp bir araya getirilmesinden bahsetmiyor. Tersine onların darmadağın olacağından bahsediyor. Bu ayette ise, ona mukabil, ikinci vaadin gerçekleşme vakti geldiğinde, İsrailoğullarının toplanıp yeniden Kutsal Toprağa getirileceğinden bahsediliyor. Bundan anlaşıldığı gibi bu, başka bir vaattir.
Ayrıca bu ikinci vaat olduğuna göre bundan önce başka bir vaat daha vardır. Kur’an-ı Kerim’i incelediğimizde bu iki vaat şöyle anlaşılmaktadır: Peygamber Efendimize hz. Musa’nın mesili (benzeri) denilmiştir; Diğer taraftan Fatiha Suresinde Müslümanların bir kısmının Kitap Ehline uyacağı haber verilmiştir.
Bunların her ikisini birleştirdiğimizde şöyle bir netice ortaya çıkar: İsrailoğulları için iki azap vadedildiği gibi Müslümanlar için de iki azap vaadi vardır. Ve burada “Vaadü’l Ahire” (sonraki vaat) ten kastedilen Müslümanlar için ikinci azap vaadidir. Bu ayette anlatılanlara göre Müslümanlara bu azap indiğinde, ikinci kez Kutsal Toprak bir süreliğine ellerinden alınacak.
O vakit Allah, tekrar sizi (Yahudileri) buraya geri getirecektir. Nitekim olaylar aynen böyle gerçekleşti. Kutsal Topraklar Bahtunnasır zamanında Yahudilerin elinden alındığı gibi, Haçlı savaşları zamanında Müslümanların elinden alındı.( New Encyclopædia Britannica, Haçlı Savaşları maddesi)
Ayrıca hz. Musa’dan 1300 sene sonra İsrailoğullarının elinden Kutsal Topraklar tekrar alındı.
Hz. İsa’nın çarmıh olayından sonra görünürde hz İsa, o ülke insanlarının gözünde ölmüş gibi iken bu olay yaşandı. Aynen bunun gibi bu devirde, Peygamber Efendimizin vefatından aşağı yukarı 1300 sene sonra Kutsal Topraklar Müslümanların elinden alındı. Ve Kur’an-ı Kerim’in buyurduğu gibi Müslümanlara inen bu ikinci azap, Yahudilerin Kutsal Topraklara geri gelmesine vesile oldu.
Fethü’l Beyan Tefsirinin yazarı bu ayet hakkında şöyle demektedir: “Bazı alimlere göre “Vaadü’l Ahire” (Sonraki Vaat)ten burada kastedilen Vadedilen Mesih’in nüzul zamanıdır.” Bu alimlerin görüşü, benim tefsirimi desteklemektedir.
وَلَقَدۡ کَتَبۡنَا فِی الزَّبُوۡرِ مِنۡۢ بَعۡدِ الذِّکۡرِ اَنَّ الۡاَرۡضَ یَرِثُہَا عِبَادِیَ الصّٰلِحُوۡنَ ﴿۱۰۶﴾
Şüphesiz Biz, Zebur’da (birtakım) öğütler verdikten sonra, (Vadedilen) Toprak’a salih kullarım vâris olacaklar,” diye yazdıydık. (Enbiya Suresi, Ayet 106)


