Bu yıldızlar, halkın sandığı gibi sadece birer süs değildir
Bu yıldızlar, halkın sandığı gibi sadece birer süs değildir; bilakis onlarda tesirler vardır. Nitekim:
(Ha mim Secde Suresi, 13)
ayetinden, yani “hıfzan” kelimesinden bu anlaşılmaktadır. Yani, bu yıldızların dünya düzeninin korunmasında bir rolü vardır. Bu rol, tıpkı insan sağlığında ilaç ve gıdanın oynadığı role benzer; bu, Uluhiyet’in yetkisine karışan bir rol değildir, aksine İlahi güç ve kudretin karşısında bu şeyler birer ölü mesabesindedir. Bu şeyler, Allah’ın izni olmadan hiçbir şey yapamazlar. Onların tesirleri Allah-u Teâlâ’nın elindedir.
Öyleyse, asıl ve doğru olan şudur ki, yıldızlarda tesirler vardır ve bunlar yeryüzüne etki eder. Dolayısıyla, menekşe, nilüfer, turbid, skamonea ve hıyar-ı şenber gibi şeylerin tesirlerini kabul edip de Kudret’in elinden birinci derecede zuhur etmiş, O’nun tecellisini gösteren ve olağan üstü olayların mazharı olan; bizzat Allah Teâlâ’nın haklarında “hıfzan” kelimesini kullandığı o yıldızların tesirlerini inkâr eden insandan daha cahil kimse yoktur.
Baştan sona cehalete gömülmüş olan bu insanlar, bu ilmi meseleyi şirkten sayarlar. Oysa bilmiyorlar ki, Allah-u Teâlâ’nın dünyadaki tabiat kanunu şudur: O, hiçbir şeyi anlamsız, faydasız ve tesirsiz yaratmamıştır. Mademki O, her şeyin insan için yaratıldığını buyuruyor, o halde söyleyin bakalım, dünya semasını yüz binlerce yıldızla doldurmanın insana ne faydası vardır? Ve Allah’ın, bütün bu şeylerin insan için yaratıldığını söylemesi, elbette bizi bu şeylerin içinde, insan hayatı ve insan medeniyeti üzerinde etki bırakan özel tesirlerin olduğu gerçeğine yöneltmektedir. Nitekim geçmiş ilim adamları yazmışlardır ki, yeryüzü başlangıçta çok engebeliydi; Allah, yıldızların tesirleri sayesinde onu düzeltti.
(Tuhfe-i Golaraviyye, Rûhânî Hazâin Cilt 17, Sayfa 282-283, Dipnot)


