Mehdi (AS)’ın doğruluğu

Hz. Ahmed birçok yerde kendisine muhalif ve düşman olan hocaları ruhanî bir yarışmaya davet etmiş ve birçok konuda onlara meydan okumuştur. Otuz civarında Arapça Kitap yazmış olan Hz. Ahmed, Allah’ın kendisine bir gecede Arapça kelimelerinin kırk bin ana kaynağını öğrettiğini ileri sürmüştür. Otuz civarında Arapça kitap yazan Hz. Ahmed ister Arap olsun isterse Acem, hiç kimsenin kendisiyle Arapça’yı iyi bilme ve Arapça belagati konusunda yarışamayacağını iddia etmiştir. O, gerçek ve tam bir müminin alametlerini şöyle sıralamıştır:

  1. Allah tarafından kendisine müjdeler verilir.
  2. Umur-i gaybiye yani sonradan gerçekleşecek olan hadiseler hakkında kendisine önceden bilgi verilir.
  3. Allah’a ettiği dualar başka herkesten daha ziyade kabul edilir.
  4.  Kuran-ı Kerim’in yeni manaları, ince ve latif noktalar kendisine öğretilir.

Bu alametleri sıraladıktan sonra o, muhaliflerine şöyle meydan okumuştur:“Bundan daha açık ve kolay başka hiçbir ruhanî yol yoktur. Ben bu yarışmada yenilirsem, yalancı olduğumu kendim ilân ederim ve Allah tarafından olmadığımı duyururum.”[1] Hz. Ahmed başka bir kitabında şöyle demiştir: “Allah’ın benim vasıtamla gösterdiği gaybi haberler bakımından benimle yarışabilirseniz yahut ettiğim duaların Allah tarafından kabul edilmesi konusunda benimle yarışa girebilirseniz veyahut da güzel Arapça yazı yazmakta benimle başa çıkabilirseniz ya da gösterdiğim İlâhî kerametler konusunda benimle yarışabilirseniz, o zaman ben yalancıyım demektir.”[2]

Hz. Ahmed Encam-i Atham adlı eserinde kendisine muhalif olan hocaları ilmî ve ruhanî bir yarışmaya davet etmiş ve şöyle demiştir:

1- “Eğer hocalardan birisi Arapça retoriği (fesahat ve belagat) bakımından kitabıma nazire yazmak isterse küçük düşecektir.

2- “Bana muhalif olanlar Kuran-ı Kerim’in herhangi bir suresinin karşılıklı tefsirini yazsınlar. Eğer İlahî gerçekleri ve marifet noktalarını açıklamak konusunda ben açık bir şekilde üstün çıkmazsam o zaman yine ben yalancıyım.

3- “Bana muhalif olan hocalardan birisi bir yıl kadar benimle birlikte kalsın. Bu asırda eğer insan gücünün üstünde bir keramet benden zuhur etmezse ben yine yalancıyım.

4- “Meşhur muhaliflerimden bazıları bir yıl içinde olağanüstü bir keramet gördükleri takdirde tövbe edeceklerine dair bir bildiri yayınlasınlar. Eğer bu müddet esnasında insan gücünün yetmeyeceği bir keramet göstermezsem yalancı olduğumu kabul ederim.

5- “Meşhur muhaliflerim benimle mübahele (lanetleşme) yapsınlar. Eğer bu mübaheleden sonra onlardan bir tanesi bile benim bedduamdan kurtulursa ben yalancı olduğumu kabul ederim.

6- “Benimle ve benim cemaatimle yedi yıl için barış yapsınlar. Bize kafir deyip bizi yalanlamak ve sövmekten vazgeçsinler. Eğer bu yedi yıl esnasında Allah’ın yardımıyla benim vasıtamla İslâm lehinde açık kerametler belirlenmezse, yalancı ve batıl dinlere benim vasıtamla bir ölüm gelmezse, İslâmiyet’in üstün olduğunu kanıtlayan ve inananların bu dine girmelerini sağlayan bir mucize belirmezse, Hıristiyanlığın yalancı ilahları da fena olmazsa ve dünya yeni bir renge girmezse, Allah adına yenim ederim ki ben bu durumda kendimi bir yalancı addederim.”[3]

“Hayati ihtiyaçlar ve üstümüzü örtmek için ne gerekiyorsa çıkarttıktan sonra kalanına Allah’ın malı gözüyle bakmalıyız. Bakınız; sizler cemaate girerken ne kadar büyük bir söz veriyorsunuz. Canımız, malımız, izzetimiz, namusumuz, rahatımız, varlıklarımız her şey Allah içindir. İşte biat etmenin anlamı budur. Özetle “benim olan her şey Allah’ındır” diyebiliriz. Yüz rupilik maaşı varsa aslında hepsi Allah’ındır. Sonra “her şey” içinde can da dâhildir, eşi ve çocukları da dâhildirler, makam ve toplumdaki saygınlık da dâhildir. Bütün bunlara rağmen birisi eğer fedakârlık istenince “ama bu çok fazla” derse biat yaparken aklından ne geçiyordu; bir anlatsın. Eğer zihnindeki “her şey” kavramı tüm vücudu değil, sadece bir bacağı, tüm malı değil, sadece şu kadarı vs. idi ise o zaman haklıdır. Ama eğer her şeyi gerçekten de her şey anlamında kullanmışsa o zaman kem küm etmenin anlamı nedir?” Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed (r.a.)Vadedilen Mesih ve Mehdi’nin II. Halifesi ‘Minhac-ut Talibin” adlı eserinden 

Yine başka bir eserinde Hz. Ahmed Allah’a olan güveninin sarsılmaz olduğunu, Rabbi’nin hiçbir zaman kendisini yardımsız bırakmayacağını ileri sürmüş ve dinden çıkmış olduğunu ileri sürenlere şöyle demiştir:

Eğer erkekleriniz ve kadınlarınız, gençleriniz ve yaşlılarınız, küçükleriniz ve büyükleriniz hep birlikte benim helâk olamam için dualar etseler, hatta secdeler etmekten burunları çürüse ve elleri sakat kalsa bile yine de Allah duanızı asla kabul etmeyecek ve işini tamamlamadan durmayacaktır. Eğer insanlardan hiçbiri benimle birlikte olmazsa bile Allah’ın melekleri benimle birlikte olacaklardır. Eğer siz şahadeti gizlerseniz, taşların benim hakkımda şahadet etmeleri muhtemeldir. Canlarınıza zulüm etmeyiniz. Yalancıların çehreleri başka türlüdür, doğru olanlarınki ise başka. Kesin biliniz ki ben ne mevsimsiz geldim, ne de mevsimsiz gideceğim. Allah ile savaşmayınız Beni mahvedebilmek sizin harcınız değildir.[4]


[1] Asumanî Faysala; Ruhanî Hazain; c.4; s.330

[2] Tuhfe-i Gaznaviye; Ruhanî Hazain; c.15; s.543

[3] Encam-i Atham; Ruhani Hazain; c.11; s.304-319

[4] Erbein No.3; Ruhanî Hazain; c.17; s.400-401

Start typing and press Enter to search