Mürebbilere en çok Sadr ve Amir saygı göstermeli

Vadedilen Mesih’in beşinci Halifesi Hazreti Mirza Masrur Ahmed 5 Nisan 2013 tarihinde İspanya Valensia’da Beytü’r Rahman isimli camide hutbe verdi. Kelimeyi şahadet, istiaze ve Fatiha suresinden sonra Âli İmran suresi 104-105 ve Nahl suresi 126. Ayetleri tilavet etti. Hutbesinde bu ayetlerle ilgili şöyle buyurdu:

“Kısacası birlik ve beraberliği pekiştirme zamanı sadece Mesih-i Mevud’unas zamanı değildi. Tersine bu ülkeyi İslam bayrağı altına getireceğiz iddiası ile yola çıktığımız bu günlerde de ilk olarak kendi içimizde birlik ve beraberliği pekiştirme ve onun yüksek standartlarını korumaya ihtiyaç vardır. Eğer bütün cemaat görevlileri ve her cemaat mensubu birlik için rolünü oynamazsa o zaman o, cami ve Allah’ıncc evinin hakkını ödeyemez. Önce de söylediğim gibi, gelip gidenlerin ruhları güzel ise, her Ahmedinin sözü ve amelinde ibadetle beraber birbiri için sevgi ve muhabbet duyguları varsa, caminin güzelliği ancak o zaman işe yarar. Kuran-ı Kerim bunu apaçık söylemiştir. Benim hutbemin başında tilavet ettiğim ayeti siz duydunuz. Allah-u Teala, birbirinizi sevin, eğer sevgi meydana gelmiyorsa o zaman Allah’tancc uzak ve dalalet üzerindesiniz. Allahcc lütfu ve ihsanından ötürü sizin aranızda birlik yaratmıştır. Bundan dolayı Allah’ıncc her buyruğu, her emri ve her hidayeti üzerine gerçek mümin kafa yormalı. Ne ben ne de siz, ne herhangi bir cemaat görevlisi ne de bir mürebbi, ne de bir cemaat ferdi, ister erkek ister kadın olsun, bu emirler dışında değildir. Biz Allah’ıncc ipine sımsıkı sarıldığımız, Kuran’ın öğretisine uyduğumuz ve Allahcc bize Ahmedi olmayı ve Ahmediyet üzerinde sebat göstermeyi nasip ettiği için O’nun ihsanını unutmadığımız müddetçe,hem Allah’ıncc haklarını hem O’nun evinin haklarını ödeyenlerden olacağız. Biz Peygamber Efendimizsav ve onun sadık kölesi ve zamanın imamının sözlerine sımsıkı sarıldığımız takdirde, Allah’ıncc nimetinin hakkını ödeyen, O’nun ödülleri ve ihsanlarına şükür edenler olacağız. Zamanın halifesine biat sözü veren, onun sözlerini sadece dinlemekle kalmayıp, aynı zamanda onları uygulamaya çalışan, aramızdan her biri Allah’ıncc nimetine değer veren olarak anılacaktır.

Hiç unutmayınız ki Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimizsav, Vadedilen Mesihas ve Ahmediye hilafeti, hepsi Hablullahtır; Allah’ıncc ipidir. Bir Ahmedi bu halkalardan birisini dahi göz ardı ederse o, yeniden ateş çukuruna ilerleyenlerden sayılacaktır. Hablullaha sımsıkı sarılmak, Allah’ıncc nimetlerini hatırda tutmak, O’na şükranlarını bildirmek, ancak aranızda sevgi olduğu takdirde sözden fiiliyata dökülecek ve gerçeğe dönüşecektir. Birbirini seven kardeşler gibi davrandığınız zaman, bir Ahmedi gerçekten hidayete kavuşmuş ve ateş çukuruna düşmekten korunmuş olarak anılacaktır. Her türlü ayrılıktan kendini koruduğu takdirde bir Ahmediye, gerçek Ahmedi denilecektir. Bir Ahmedi, her türlü benlikten kendini koruyup, Allah’ıncc rızası için birbirini sevdiğinde ancak gerçek bir Ahmedi olacaktır.

Bu şekilde düşünen, sözlerini ve amellerini buna uygun hale getiren kimse ne şanslıdır. İşte ancak bu standarda ulaştığımız zaman, biz diğer insanları davet edebilir ve bağıra bağıra onlara “Ey insanlar, gelin!  Allah’ıncc nurunu ancak burada bulabilirsiniz[1]” diyebiliriz.”[2]

“Tilavet ettiğim ayetlerden Âli İmran’ın 104. Ayeti hidayet üzerinde sebat gösteresiniz, yoldan sapmayasınız ve Allah’ıncc ödüllerine ardı ardına nail olasınız diye birlik ve beraberliğe vurgu yapmaktadır. Yüzbeşinci ayette ise, aranızdan hayra davet eden bir grubun olması gerektiği söylenmektedir.

İşte bu grup hayra davet etmeli ve iyiliği telkin etmeli ve kötülüklerden menetmeli. İşte ilk olarak bu grup mübelliğler ve mürebbilerin grubudur. Bu ayetin ilk muhatabı onlardır. Çünkü zamanın halifesi, siz mürebbileri terbiye ve tebliğ için kendi temsilcisi olarak hem buraya hem de dünyanın diğer bölgelerine göndermiştir. Siz nasihat eden vaizlersiniz. Siz dünyaya, necat istiyorsanız Allah’ıncc ipine sımsıkı sarılın, dünyanızı ve ahretinizi kurtarmak istiyorsanız sevgi, şefkat ve kardeşliği yayın, diye anlatmaktasınız. Eğer mübelliğler ve mürebbiler yüce standartlara ulaşmazsa dünyaya nasıl nasihat edecekler. Mürebbiler hem Cemaatin terbiyesinden hem de tebliğden sorumludurlar.

İşte bu her iki iş için ileri derecede metanetli ve yüksek seviyede dayanma gücüne sahip olmalısınız. Sabrın en yüksek standardını göstermelisiniz. İtaatin en ileri derecedeki seviyesini göstermek ve başkalarının da itaatin bu seviyesini göstermelerini sağlamaları gereklidir. Sözlerde ve fiillerde uyum olmalıdır. Demin de anlattığım gibi mürebbiler Cemaatin dinen ve manen ilerlemesi için zamanın halifesinin temsilcileridirler. İşte bu temsilciliği hakkıyla yerine getirmeye çalışın. Bunu yaparken zorluklarla da karşılaşırsınız. İnsanların ve Cemaat görevlilerinin bazılarının tavırları üzüntü verecektir. Mürebbi de insandır ve bazı olaylar karşısında sabrı taşma noktasına gelecektir. Ancak sizler hemen dua ve istiğfara yönelip hayatlarınızı Allahcc için vakfettiğinizi gözünüzün önüne getirin. Hem Cemaatin terbiyesinin en yüksek standartlarını kurmak hem de dalalete düşmüş dünyayı Peygamber Efendimiz’insav bayrağı altına getirmek için içtiğiniz andı hatırlayın. Siz böyle düşündüğünüzde hiç kimsenin sözü ve tavrı sizi hedefinize ulaşmaktan veya ona ulaşmaya çalışmaktan alıkoyamaz. El-izzetü lillah (Saygınlık Allah’tancc gelir) her an gözünüzün önünde olacaktır. Sizin, hayatınızı vakfetmek için vermiş olduğunuz söz gözünüzün önünde olacaktır. Sizin değil Allah’ıncc büyüklüğü ve saygınlığı gözlerinizin önünde bulunacaktır. Netice olarak cemaat görevlilerinin yanlış tavırlarına dayanmak size Allah’ıncc rızasını kazandıracaktır. Çünkü durum ne olursa olsun siz “Ye’murune bilmağruf” (Onlar iyiliği telkin ederler) ayet-i kerimesini uygulayanlardan olacaksınız.

İşte mürebbinin vazifesi tefrika ve ateş çukurundan sadece kendini uzaklaştırmak değildir. Tersine dünyayı da bundan kurtarmak onun vazifesidir. Bu sorumluluk ise fedakarlığa katlanmadan yerine getirilemez.

İkinci olarak  bu ayetin muhatabı Cemaatin görevlileridir. Onlar Cemaatin hizmeti için kendilerini takdim etmişlerdir. Bir emanet onlara teslim edilmiştir. Emanetin hakkını veremeyenler Allah’ıncc cezasına yakalanabilirler. Kuran-ı Kerim açıkça “Sizler sorgulanacaksınız” buyurmaktadır. Emanetin hakkı ancak sözlerde ve fiillerde çelişki olmadığı takdirde verilebilir. Bir makamı elde tutmak için görev alınmaz. Tersine hizmet coşkusu, ihlas ve vefa örneklerini göstermek ve başkalarının da göstermelerini sağlamak için görev alınır. Seyyidü’l Kavmi Hadimühüm (Milletin efendisi onların hizmetçisidir[3]) Hadisi daima gözlerinin önünde olmalıdır. Cemaat görevlilerinin kişisel örnekleri Cemaat mensuplarının da iyilikler üzerinde sebat göstermelerine vesile olmalıdır. Eğer onların sözleri ve amelleri arasında tezat varsa onlar nasıl ve hangi yüzle diğerlerine nasihat edebilirler. Böyle bir durumda herkes, onların yüzüne karşı “önce kendi kötülüklerini düzelt, kibar dil kullan, ahlakını düzelt, dini ve manevi durumunu da iyileştirmeye çalış, namazlarına dikkat et, dünyevi meselelerinde de insaf ve adalet göster, dürüstlük seviyeni yükselt, Cemaatin mesajını dünyaya ulaştırmak için kalbinde bir sancı oluştur,” derler. İşte her cemaat görevlisinin sorumluluğu da budur. Dini terbiyede zamanın halifesinin temsilcileri olan mürebbilere saygı göstermeleri de cemaat görevlilerinin vazifeleridir. Mürebbilere saygı göstermek, cemaat görevlilerinin en büyük görevidir. Kısacası görevliler iç ve dış durumlarını İslam öğretisine uygun hale getirmeye çalışmalıdırlar. Ancak bunları yaptıkları takdirde, iyiliği yayma ve kötülüğe engel olma hakkına sahip olduklarını iddia edebilirler. İşte bu açıdan cemaatin her seviyedeki her görevlisinin kendini sorgulamasına ihtiyaç vardır. Özellikle her sadır ve amir, nerede olursa olsun bunu yapmalıdır. Yoksa onlar cemaat içinde ayrılığa neden olurlar. Mürebbilere en çok, sadırlar ve amirler saygı göstermelidirler. Bu saygıdan dolayı ise, mürebbiler bunu hak olarak düşünmemeli, tersine bunun neticesinde onlarda tevazu meydana gelmeli ve nefsin ıslahına yönlendirmeli. Biz her seviyede bu standardı elde ettiğimizde inşallah cemaatin terbiye sorunları çözülecek, daha iyi hale gelecek ve tebliğ sahasında olağanüstü fetihler göreceğiz. Bu birlik, saygı ve ittifak her işimizi bereketlendirecektir. Görevlilerin birbiriyle olan ilişkileri de çok güzel ve seviyeli olmalı. İşlerin bereketli olması için bu çok gereklidir. Eğer ayrılık varsa ve ihtilaflar gitgide çoğalırsa, kendi saygınlık ve benliklerinin peşine düşerlerse, sabır ve dayanma gücü azalırsa o zaman olumsuz neticeler doğar.”[4]


[1] Ayna-yı Kemalat-ı İslam, Ruhani Hazain C.5, s.225

[2] 5 Nisan 2013 Cuma Hutbesi, Alfazl International 26 Nisan 2013-2 Mayıs 2013, sayfa 6

[3] Kenzü’l Ümmal, c 6, sayfa 302

[4] 5 Nisan 2013 Cuma Hutbesi, Alfazl International 26 Nisan 2013-2 Mayıs 2013, sayfa 7-8

Start typing and press Enter to search